=== Yalemforum ===  

Anasayfa Kimler Çevirimiçi Bugünkü Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Geri git   === Yalemforum === > KÜLTÜR-SANAT-EĞİTİM > Psikoloji-Felsefe
Google
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et

Psikoloji-Felsefe Psikoloji-Felsefe hakkında genel kültür bilgilerini buradan okuyabilirsiniz

Tags: , ,

Yeni Konu aç  Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 28.03.10, 06:19   #1
acemi
Bizden Biri
 
acemi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.05.06
Nerden: ankara
Yaş: 27
Mesajlar: 4.116
Ruh Halim:

Ettiği Teşekkür: 1.265
594 Mesajına 1.244 Kere Teşekkür Edlidi
acemi - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart İslam ve Oruç


Bir ibadet olarak Oruç ve İslam ekseninde Empati ve Ahlakın Gelişmesi

Giriş
Bu yazıda oruç konusu geniş bir çevreve ile alınmış, empati ve ahlak unsurları ile ilişkilendirilmiştir. Oruç konusu ele alınırken oruç’un içerdiği uygulama sorunlarına değinilmiş ve her coğrafyaya uyumu sorgulanmıştır. İnsani bir değer olan bilinçli aç kalma ve istekler karşısında bilinçli olarak isteklerden uzak kalma güdüsü/eylemi yine insani değer olan empati ve ahlak ile ilişkilendirilmiştir. Ahlaki gelişmede empatinin yeri ile ahlaki gelişmede orucun yeri ahlaki gelişmenin oluştuğu çocukluk çağı ve ahlakın gelişimi ele alınarak irdelenmiştir. Asıl amaç oruç’un ahlakı geliştirip geliştirmediğinin sorgulanmasıdır.

Oruç için pek çok kaynak kullanılabilir ama ben diyanet işleri başlanlığı sitesini, kuran mealini, hadisleri ve gerekli olduğunda çeşitli kitapları kaynak olarak kullanacağım. Hemen her kaynakta olduğu gibi söz konusu din olunca abartarak övmek, güzel sebepler bulmak, bazı bilgileri çarpıtmak ve bunları söz konusu olayı alabildiğine yükseltmek çok sıradan bir şey. Hatta o kadar sıradan ki bunların farkına bile varmıyoruz.

Empati ve ahlaki gelişme konularında mümkün olduğunca bilimsel kaynaklardan yararlanmaya çalıştım.

Ayrıca bu yazı, kişisel birikimim ve bakış açımla ele alınmıştır. Tutarlı yaklaşmaya çalıştım. Amacım insanların içinde bir boşluk oluşturmak değil dünyaya bakışlarına farklı bir açı katmaktır. İçerik ele alınırken alanında akademik eğitim almış bir olmadığım bilinmeli. Alıntı yapılan kitaplar kişisel kütüphanemde bulunan kitaplardan ve günlük okumalarım arasından tesadüfen seçilmiştir. İnternet adresleri de yine sık sık uğrayıp irdelediğim adreslerdir. Yazı geliştirilmeye muhtaçtır. Bu yalın ve kaynakların yeterince irdelenmediği haliyle bile oldukça uzundur. Belki zaman içerisinde düzenlenerek, geliştirerek yenilenebilir, geliştirilebilir. Ancak önemli bir konuya giriş oluşturacağını düşünmekteyim.

Alt başlıklar;
1. İslam’a göre Oruç’ un İslam öncesi dinlerdeki yeri

2. Oruç’ un İslam’daki yeri
2 i. Ayetlerle oruç çeşitleri
2 ii. Oruç çeşitlerine göre oruç süreleri?
2 iii. İlahi bir emir olarak orucun coğrafi farklılıklar ile ilgili sorunu
2 iv. Coğrafi farklılıklar sorununa çözüm olarak Takdir Yetkisi ve Deccal hadisi
3. Oruç’un sebepleri ve faydaları nelerdir?
3 i. Daha sağlıklı, ahlaklı ve uzlaşmacı biri olmak için oruç
4. Empati ve vicdan gelişiminde cezalandırma türünün önemi
4 i. Emapati ve Ahlak Gelişiminin Önemi
4 ii. Oruç’un Empati ve Ahlak Gelişimi Üzerindeki Etkisi ve Sonuç
1. İslam’a göre Oruç’un İslam öncesi dinlerdeki yeri

Diyanet şöyle diyor;

Alıntı:
Orucun farz kılındığını bildiren Bakara sûresinin 183. ayetindeki; "Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de oruç farz kılındı..." ifadesi; orucun sadece biz müslümanlara değil, önceki ümmetlere de farz kılındığını göstermektedir.

Ancak onlara farz kılınan orucun-bazı rivayetler hariç-kaç gün olduğu, ne zaman ve nasıl tutulduğu hakkında bugün kesin bir bilgiye sahip değiliz. Çünkü, önceki ilâhî kitapların büyük ölçüde tahrif edildiği ve dinî hükümlerin ve dolayısıyle orucun da değişikliğe uğradığı bilinmektedir. Bu sebeple, oruç ibadetinin onlara farz kılınan aslı bozulmamış şekli hakkında sağlıklı bilgi vermemiz mümkün değildir.

Ancak, Hristiyan ve Yahudilerin bugün değişik şekillerdeki oruç uygulamaları bilinmektedir.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Yazıda belirtildiği gibi İslam öncesi dinlerde de oruç bir ilahi buyruk imiş… İslam öncesi dinlerin özü zaten İslam kitabının özü kurandır (Levh-i Mahfuz) diyen İslam dini için bu gayet makul bir açıklamadır.

Alıntılarım [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] sitesinden olacak. Ancak oruç ile ilgili bütün ayetleri alıntılarsam yazı çok uzun olacaktır. Diyanet vakfının mealinde “oruç” yazıp aradım 13 sonuç çıktı.


2. Oruç’ un İslam’daki yeri

2 i. Ayetlerle oruç çeşitleri

Alıntı:
- Bir insanı öldürmek ile ilgili olarak bir nevi ceza, af dileme olarak tutulan oruç (Nisâ 92)
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Alıntı:
- Bir söz verip tutmamakla ilgili olarak yine ceza/affediliş uygulaması sebebiyle tutulan oruç (Mâide 89)
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Alıntı:
- Hac, umre ziyareti ile ilgili kural olarak tutulan oruçlar, ihramda iken av yapılırsa buna ceza/affedilme uygulaması sebebiyle tutulan oruç (Bakara 196 - Mâide 95)
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Alıntı:
- Meryem 26 da geçen konuşmama orucu
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Bu konuda ;
Alıntı:
Diyanet Vakfı Meali Meali 26. Ayet Açıklaması
Rivayete göre Meryem’in kavmi, yememek, içmemek suretiyle oruç tuttukları gibi, konuşmamak suretiyle de tutarlarmış. Yahut oruçlu iken yeme-içmeden kaçındıkları gibi konuşmaktan da kaçınırlarmış. Hz. Meryem de bunu uygun olarak sükut orucu adamış olmaktadır.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

"Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de oruç farz kılındı..." ifadesi (bakara 183)
dikkate alınırsa Meryem’in kavminin tuttuğu oruç ya da oruçta uyguladığı yönetmin hükmü ne olacaktır?
Cevapsız bir soru olarak kalacaktır diye düşünüyorum…


2 ii. Oruç çeşitlerine göre, oruç süreleri?

Yukarıda bahsedilen oruçlar için farklı sayılar var. 2 ay arka arkaya, 3, 3+7 gibi çeşitli şartlar altında çeşitli kurallar belirlenmiş. Ancak ramazan orucu hakkında belirli süre şu ayetle iletilmiş;

Alıntı:
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Bakara 185
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Bunun dışında ramazan orucunun süresi hakkında belirtilmiş bir süre yok. Geriye kalan uygulamalar hadislere dayanılarak yapılmakta;

Alıntı:
Fasil : KİTÂBÜ`S-SAVM
Konu : Bayram hilâlinin hesabı;Ramazan hilâli
Ravi : Abdullâh b. Ömer
Baslik : ORUCUN SÂİM ÜZERİNDEKİ TERBİYETKÂR TE`SÎRİ HAKKINDA ABDULLÂH İBN-İ MES`ÛD HADÎSİ
Hadis : Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in: "Bir ay, yirmi dokuz gecedir. Hilâl-i görmedikçe oruç tutmayınız!. Eğer Hilâl ile aranıza bulut haylûlet ederse, Şa`bân`ın sayısın otuz (gün)e doldurup tamamlayınız!" buyurduğu rivâyet edilmiştir.
HadisNo : 905
Diyanet işleri başkanlığı bu konu da şöyle diyor;

Alıntı:
Farz olan orucun vakti, Ramazan ayının günleridir. Oruç ay takvimine göre tutulur.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
ayrıca;

Alıntı:
Oruç; niyet ederek tan yerinin ağarmaya başlamasından (imsak vaktinden) itibaren güneş batıncaya kadar yememek, içmemek ve cinsel ilişkiden uzak durmak suretiyle yerine getirilen bir ibadettir

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Yani oruç tutulacak süre ay takvimine göre belirleniyor, oruca niyetlenmek ve orucu bozmak/iftar zamanları güneş takvimine göre belirleniyor, yani güneşin hareketlerine göre.

Bu durum; aylarca gece ve aylarca gündüz yaşanan coğrafyalarda oruç ve namaz ibadetinin nasıl yapılması gerektiği konusunda bir belirsizlik oluşacaktır. Yani hem oruç hem de namaz zorunluluğu havada kalmaktadır. Aynı zamanda da bu durum hakkında bir düzenlemenin düşünülmediğini görülmektedir. Zira insanlık, tarih boyunca pek çok göçlerde bulunmuş ve pek çok coğrafyaya yayılmıştır. Göçler insanlığı kutup bölgesine kadar taşımıştır. İnsanlar Kuzey Ülkelerine yerleşmişlerdir. Türklerin Kuzey Asya ve Kuzey Amerika arasında bulunan Bering boğazını kullanarak donmuş denizin üstünden Amerika kıtasına göç ettiklerini öne süren bir teori bile bulunmakta. Bu teoriyi kanıtlamak için muhtemel göçün olduğu muhtemel şartlarla, Bering boğazını kullanarak Asya’dan Amerika’ya köpeklerle birlikte geçen bir sporcumuz dahi vardır. Kısaca semavi dinlerin en azından sonucusu insanlara bildirildiğinde insanlar hali hazırda kutuplara yakın coğrafyalarda yaşamaktaydılar. Günümüzde de dünya nüfusunun bir kısmı yine bu coğrafyalarda yaşamaya devam etmektedirler.


2 iii. İlahi bir emir olarak orucun coğrafi farklılıklar ile ilgili sorunu

Kuran’ın herhangi bir coğrafya için herhangi bir zaman dilimi düzenlemesi yoktur. İslam coğrafyasındaki (İslam’ın doğuş yeri olarak; Ortadoğu, ayrıca ağırlıklı olarak 45K, 45G paraleller arası.) uygulanışı peygamberin hadisleri vasıtasıyla yapılmıştır. İslam coğrafyasına çok uzak olan kutup ekseninden dönemin şartları gereği çok fazla bilgi sahibi olunmadığını, gidilip görülmediğini düşünürsek (hatta bir düzenleme olmayışı da bunu doğruluyor) İslam peygamberinin bu konuda bir düzeleme yapmamış olması normaldir. Kuranda zaten bulunmayan düzenleme ve İslam peygamberinin uzak coğrafyaları bilmiyor oluşu İslam’ın mutlaklığı konusunda şüpheler oluşturmaktadır.

Ayrıca İslam’ın yoğun yaşandığı kuşak da 45 derece paralelleri arasındaki coğrafyadır. Bunun sonucu olarak da kutup kuşağına kadar ulaşacağı zamana kadar bu sorun pek fazla düşünülmemiştir. Sonrasında akıllarda oluşan çeşitli sorulara, Kuranda ve İslamiyet’te çözümler aranmış sonuçta ise şu ortaya çıkmıştır;
“Takdir Yetkisi”.

2 iv. Coğrafi farklılıklar soruna çözüm olarak Takdir Yetkisi ve Deccal hadisi

Diyanet işleri başkanlığının sitesinde bu mevzu uzun uzun anlatılıyor. Ben bazı yerlerini alıntılayayım;

Alıntı:
Gündüz veya Gecenin Oluşmadığı Bölgeler

Vakit, namazın şartı ve sebebi olduğundan, namaz vakitlerinden biri veya ikisi oluşmayan bölgelerde bu namazların farz olmadığını ileri sürenler olmuştur. Ancak İslâm bilginlerinin çoğunluğu, `vakit, namazın şartı ve sebebi olmakla birlikte, namazın asıl sebebinin ilâhî hitap' olduğunu söylemişlerdir. İlâhî hitabın gereği bütün Müslümanlar, günde (24 saatte) 5 vakit namazı kılmakla mükelleftirler. Dünyada, bazı bölgelerde bazı vakitler tam olarak oluşmasa da, kutuplara yakın bölgelerde günlerce, hatta aylarca güneş doğmasa veya batmasa da bir gün 24 saattir ve tarih değişimi de buna göre olmaktadır. Bu sebeple, bir bölgede herhangi bir namazın vakti gerçekleşmiyorsa veya tam olarak belirlenemiyorsa, takdir yapılarak namazlar kılınır. Deccal hadisi olarak bilinen hadiste Hz. Peygamber, "Deccal yeryüzünde 40 gün kalacaktır. Bu kırk günün bir günü bir yıl gibi, bir günü bir ay gibi, bir günü bir hafta gibi, diğer günleri ise normal günleriniz gibi olacaktır." deyince ashab, uzun günlerde bir günlük namazın yeterli olup olmadığını sormuşlar, bunun üzerine Hz. Peygamber "Hayır bir günlük namaz yeterli değildir; namaz vakitlerini takdir edersiniz." buyurmuştur (Müslim, Kitabu'l-Fiten ve Eşrâtu's-Sâat, 20). Bu hadis, vakitlerin oluşmamasının namazı düşürmeyeceğini ve vakit oluşmayan bölge ve zamanlarda vakitlerin takdir edilerek namazın kılınması gerektiğini açıkça göstermektedir.


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Oruç ve kutuplar konusunda epey arama yaptım ama tam bir sonuç bulamadım. Bende Namaz vakitleri ve Kutuplar konusunda arama yaptım bunun sonucunda biraz olsun ilerleme kaydetmiş oldum.
Buradan anladığımıza göre;
Deccal geldiğinde;
1 gün bir yıl kadar sürecek
1gün bir ay kadar sürecek
1 gün bir hafta kadar sürecek
37 gün normal gün kadar sürecek
Toplamda = 40 gün yeryüzünde kalacaktır.


Burada bir kişi peygambere şunu sormuştur;
Peki, gün bir günden fazla sürünce ne yapalım?
Cevap; bir günlük namaz kılmak olmaz, 1 yıllık, 1 aylık, 1 haftalık kılınmalı. Artık bir gün ne kadar sürdüyse… Namaz vakitlerini de takdir (yani tahmin ya da ayarlama gibi) yöntemiyle yapınız. Buna benzer bir durumda ramazan ayının son gününde hava bulutlu olurda ay’ı göremezseniz takdir edip bir gün daha ekleyin ve 30’a tamamlayın şeklinde bir yöntemdir. Tabi çağımızın gözlem evi, teleskop, uydu teknolojisi yokken geliştirilmiş bir çözümdür bu. Aynı Deccal’ın geldiğinde uygulanması istenen yöntem gibi… Burası da yine dinin çağın gereklerine göre düzenlenmiş olduğunu gösterir. Yani teleskop ve uydu teknolojisi gibi konular o zamanlar düşünülemeyeceği için elbette yer de verilmemiştir.

Ayrıca deccal konusu şu başlık altında ele alınmıştır;
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Konumuza devam edelim;

3. Oruç’un sebepleri ve faydaları nelerdir?

Diyanet işleri başkanlığının belirttiğine göre öncelikle;

Alıntı:
Biz, herhangi bir menfaat düşüncesi ile değil yalnız Allah'ın emri olduğu için ve onun rızasını kazanmak maksadıyla oruç tutarız.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
ayrıca;

Alıntı:
Allah'ın her emrinde olduğu gibi oruçta da birçok hikmetler ve bizim için pek çok faydalar olduğu bilinen bir gerçektir. Orucu Allah rızası için tutmakla beraber, bunları da gözönünde bulundurarak değerlendirmek durumundayız.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
ifadesi ile birlikte oruça ithaf edilmiş çeşitli faydalardan bahsedilmekte;

Alıntı:
Kur'an-ı Kerimde orucun farz kılındığını bildiren ayetin sonundaki "ta ki korunasınız" ifadesi orucun hikmetine dikkatimizi çekmektedir.
Allah Tealâ, her derde bir deva, her hastalığa bir ilaç verdiği gibi kötülüklere karşı da korunma vasıtaları vermiştir. İşte orucun bir özelliği de bizi kötülüklerden koruyan bir ibadet oluşudur.
Nitekim Peygamberimiz orucun bu özelliğini hepimizin kolayca anlayabileceği şekilde güzel bir benzetme ile açıklayarak şöyle buyurmuştur:
"Oruç bir kalkandır, o halde oruçlu kötü söz söylemesin. Kendisi ile çekişip kavga etmek isteyen kimseye iki defa, "ben oruçluyum" desin." 24
Bilindiği gibi kalkan, savaşlarda kişiyi düşmanın kılıcından koruyan bir vasıta idi. Kalkan, sahibini düşmandan koruduğu gibi oruç da aynı şekilde kişiyi kötülüklerden ve günah işlemekten korur. Oruçlu, kötülüğü başlatan kişi olmayacağı gibi, kendisine fena söz söyleyen ve kavga etmek isteyenlerin bu davranışlarına karşılık: "Ben oruçluyum, ben oruçluyum" diyerek nefsine hakim olacak ve kendisini kavganın içine çekmek isteyenlere uymayacaktır. Böylece oruç, bir kalkan gibi kişiyi kötülüklerden korumuş olacaktır.
Oruç, kişiyi sadece kötülüklerden korumakla kalmayacak, onu cehennem ateşinden de koruyacaktır. Çünkü, insanı cehenneme sürükleyen kötülüklerdir, bunlardan uzaklaşan cehennemden de uzaklaşmış demektir.
Her kötülüğün başı, Allah'ı unutmak ve sorumluluk duygusunu kaybetmektir. Halbuki oruç, bize daima Allah'ı hatırlatır, sorumluluk duygusunu geliştirir. Bir ay boyunca devam eden bu manevî eğitim sonucu Allah korkusu kalblere iyice yerleşir,bunun olumlu tesiri ile de insan davranışlarını kontrol altına alarak her türlü kötülükten uzaklaşmış olur.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Görüldüğü gibi orucun faydaları arasından en önemlisi olarak kötülükten korunma öne çıkartılmaktadır. Kötülükler de, günaha sebebiyet verecek herhangi bir hareket ve davranış olarak belirtilmekte; günaha engel olmasında ki en önemli sebep ise orucun insanların kalbine Allah korkusunu yerleştirmesidir denilmektedir. Allahtan korkmak demek, tam olarak anlamlandırılamamış ve nereye çekilirse oraya gidecek bir kavram olarak pek çok dini konuda kaşımıza çıkmakta…

Orucun sebebi olarak; Allah’ın emri olması, inanan olarak yerine getirilmesinin sebebi ise Allah rızası kazanmak adına Allah’ın bir emrini yerine getirmektir sonucu çıkarsana bilmektedir.

Orucun faydaları; Tabi olunan dinin tanrısı için en temel koşul tanrının insanların iyiliğini düşünüyor ve ona göre kurallar koyuyor olmasıdır. Bu sebeple oruç ibadeti de gerek Müslümanlarda gerek diğer dinlerde tanrının insanlar için bir iyilik düşündüğü fikri sebebiyle çeşitli faydalarla övülmektedir. Hatta bu faydalar o kadar çok övülmektedir ki kişisel sağlık, ahlaki gelişim, toplumsal uzlaşı gibi konularda çok iyi çözüm olarak görülmekte ve sağladığı faydalar aynı zamanda orucun sebepleri arasında da görülmektedir.
Yani Allah oruç tutun emrini verirken oruç tutun ki daha sağlıklı olasınız, oruç tutun ki ahlakınız gelişsin, oruç tutun ki gelişen ahlakınız ile toplumsal uzlaşıyı sağlayabilesiniz demektedir.

3 i. Daha sağlıklı, ahlaklı ve uzlaşmacı biri olmak için oruç

Oruç tüm bu iddia edilen faydaları insanlara sağlıyor olabilir. Belki bilmediğimiz başka faydaları da vardır. Ya da hiç görmek istemediğimiz zararları da vardır belki…
Ya da ilginç bir şekilde aslında işlevsizde olabilir. Tüm bunlar için cevaplar pek çok bilimsel araştırma ile verilebilir. Ancak dinlerin verdiği cevap; “Allah insanlar için kötü bir şey istemez, bu sebeple oruç kesinlikle faydalıdır” şeklindedir.

Bence orucun geliştireceği tek şey empatidir.

Alıntı:
Empati, bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Oysa enteresan bir şekilde semavi dinler insanı körelten ve empatiden uzaklaştıran pek çok yaptırıma sahiptir. Özellikle kişinin kendisini aynı dini inanış içerisinde olmayan insanlar için küçümseyici hatta bazen gaddarca davranma duygularıyla güdüler. İslam’dan bir örnek;

Alıntı:
Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...][Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Dinler, insana aşıladığı kendini üstün görme (yani kendi tanrısını, kendi dinini üstün görme) düşüncesi sebebiyle insanların empati yeteneğini köreltmektedir. Bu durumda başka insanları anlama yeteneği azalan ya da kaybolan insanlar, beslenme, barınma, sağlık gibi temel insani ihtiyaçlar konusunda bile empati geliştiremeyebilirler. Özünde çeşitli kurallar tertibiyle ve sorgulanmadan uzak durarak insana bir şeyleri idrak ettirmeden öte kabul ettirmeye dayalı dinler, empati gelişimi için gerekli olan kanıt göstererek inandırma yolunu seçmemektedir. Kanıt göstererek inandırma yerine acıyı tattırma, ceza olarak acı ya da sevgi yoksunluğunu vermektedir.

4. Empati ve Vicdan Gelişiminde Cezalandırma Türünün Önemi

Alıntı:
Freud’un vicdan gelişimi hipotezini Sears, Maccoby ve Levin (1957), anababanın (dolayısıyla toplumun) standartlarının çocuk tarafından benimsenerek bir iç-kontrol sisteminin geliştirilmesi olarak tanımlamışlardır. İncelemeleri, ana-babanın çocuklarına sevgi göstermelerinin aile içinde sağlam, durağan ilişkilerin çocuklarda ileri ahlak gelişimi meydana getirdiğini göstermiştir.
[…]
Diğer taraftan da çocuk yetiştirme yollarının ve özellikle çocuğa uygulanan ceza türünün vicdan gelişimine etkisi çeşitli araştırmalara konu olmuştur. Bu araştırmaların Freud’un kuramından benimseyip inceledikleri kavramlar, suçluluk duygusu ve vicdan gelişimidir.
[…]
Çocukla sık sık uygulanan güç gösterisinin (yani çocuğu dövmek, bodruma kapatmak, cezaya bırakmak gibi fiziksel cezaların) çocukta zayıf vicdan gelişimi (yani yetersiz iç kontrol)meydana getirdiğini göstermiştir.
Acaba çocuğu dövmek ya da kuvvet kullanarak cezalandırmak niçin çocukta zayıf vicdan gelişmesine yol açar? Çocuk bir yaramazlık yaptığı zaman dayak yerse, yaptığını karşılığını ödemiş demektir. Yaptığını tamir etmek ve onun kötü sonuçlarını düzeltmek için düşünmesine ya da başka bir şey yapmasına gerek kalmamıştır. Ayrıca, dövülmek, çocukta ana-babaya karşı kızgınlık yaratır. Dolayısıyla çocuk kendi yaptığının kötü bir şey olduğunu öğrenip kendini suçlu göreceğine kendimi döveni suçlar. Nihayet, bir disiplin tekniği, çocuğa taklit edebileceği bir model sağlar. Kendini döven ana-babasının saldırganlığını çocuk taklit edecek ve kızdığı o da bir başkasını dövecektir. Böylece, fiziksel ceza çocuğa vicdanlı olmayı değil, saldırgan olmayı öğretir.
[…]
Sevgiyi esirgeme, dövme gibi bir cezadır; dövmeden farkı fiziksel olmayıp psikolojik olmasıdır. Çocukla konuşmamak, ona aldırmaz bir şekilde davranmak ya da onu artık sevmediğin söylemek, sevgiyi esirgeme yollarıdır.
Kanıt göstererek inandırmada ise çocuğun davranışının başkasına (ana-babasına, kardeşine, arkadaşına ya da bir başkasına) yaptığı zarara çocuğun dikkati çekilir. Böylece çocuğun kendisini bir başkasının yerine koyması (empati geliştirmesi sağlanır). Başka bir deyişle, çocuk, davranışının sebep olduğu zararı anlar. Başkasının acısına, üzüntüsüne kendisinin sebep olduğu fikri, empati ile birleşince, çocuğun yaptığı davranıştan ötürü suçlu hissetmesine ve pişmanlık duymasına yol açar. Böylece çocuk kendi kendin cezalandırmaya, yani iç kontrol (vicdan) geliştirmeye başlamış olur.
Demek ki, çocukta vicdan gelişimi için önemli olan şey, çocuğun yaptığı kötülük karşılığı ceza çekmesi değil, kötülük yaptığı kişinin yerine kendini koyup onun için üzülmesi, onun gibi hissetmesi ve yaptığından pişmanlık duymasıdır. Ceza ancak unu gerçekleştirebilirse, kötü davranışın bir daha tekrar edilmemesini sağlar ve çocukta vicdan gelişimine katkıda bulunur. Bu nedenlerle sevgiyi esirgeme ve özellikle kuvvet kullanarak cezalandırmak (fiziksel ceza) ahlak gelişimi için kanıt göstererek inandırma kadar etkili disiplin türleri değildir.
[…]
Özellikle bir başkasının durumunu anlamak bilişsel bir süreçtir. Bu bakımdan, ahlak gelişimine bilişsel yaklaşımlar burada ön plana çıkmaktadır.
Yeni insan ve insanlar, sosyal psikolojiye giriş – Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı – Evrim Yayınevi 10. Basım İstanbul 2006 s. 329 ~ 331 (başlık altındaki bu kısım tamamen belirtilen kaynaktan alıntıdır.)
Görüldüğü üzere empatinin gelişiminin sağlanması bilinç kazandırmakla, bilinç kazandırmak ise cezanın düşündürücü olanıyla olmakta. İnsanın ahlaki gelişimi için önemli olan vicdan unsuru acının düşünsel olarak anlaşılması üzerine oluşmakta. Oruç vicdan geliştirme konusunda işlevini yeterince yerine getirebilecek bir unsur olamamaktadır. İnsanlar belirli bir süre huşu içinde aç kalmakta, yine aynı huşunun etkisi ile daha iyi insanlar olmaya çalışmakta ancak bu durum insanların, açların durumunu anlamaları üzerinde çok etkili olmamaktadır. Bunu hemen herkesin oruç tuttuğu İslam ülkelerinde suç oranlarının yüksek oluşu, fakirliğin yaygın oluşu, gelir dağılımındaki adaletsizliğin yüksek oluşu, refahın düşük oluşu gibi sonuçlardan anlayabiliriz.



Dünya genelinde suç oranları ile ilgili olan tabloya bakılacak olursa Müslüman toplumlarda suç oranı hiçte aşağılarda değil. Tabloya göre en az suç oranı Budist toplumlardaymış…

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Determinants of crime rates in Latin America and the world: an empirical ...
Yazar: Pablo Fajnzylber,Daniel Lederman,Norman Loayza 21. sayfa


Ayrıca;

Alıntı:
“Kişinin ruhun labirent gibi yollarında yolunu bulmakta ustalaşmasında yardımcı olan Zen ve Yoga disiplinleri gibi bu da aynı türden yoğunlaşma gerektirir. Babilli bilge Hai Gaon (939 - 1038) zamanının mistik uygulamaları aracılığıyla dört bilgenin öyküsünü açıklamıştır. “Bahçe” ruhun, Tanrı’nın sarayındaki “Gök Saraylarına” (bekbalot) mistik yükselişini anlatmaktadır. Bu imgesel, içsel yolculuğu yapmak isteyen kişi, “gök arabasını ve yüksekteki meleklerin saraylarını görmek” istiyorsa, “buna değer” ve “ belirli niteliklerle kutsanmış” olmalıdır. Bu kendiliğinden olmaz. Yogiler ve bütün dünyadaki tefekkürcülerin uyguladıklarına benzer belirli uygulamaları yapması gerekir;

“Belirli sayıda gün oruç tutmalıdır, başını dizlerinin arasına almalı, yüzü toprağa dönükken Tanrı için belirli övgüleri kendi kendine fısıldamalıdır. Sonuçta yüreğinin en içteki gizli yerlerini görecek ve yedi salonu gözüyle görmüş, içlerinde ne var diye salondan salona geçer gibi olacaktır” (Lous Jacobs ed., The Jewish Mystics(Kudüs, 1976 ; Londra, 1990), s. 23’den alıntı.
Karen Armstrong, Tanrının Tarihi, Ayraç Yayınevi 1999, s.275 – 276
Karen Armstrong’un yaptığı alıntı ve açıklamalarından da çıkarsayabiliriz ki oruç huşu arttırıcı bir ibadet. Huşunun empatiyi etkileyişi konusunda söyleyebileceklerimiz kısıtlı olabilir ancak empati ile ilgili araştırma yapılacak olursa içinde “huşu empatiyi arttırır” diye bir bulgu bulunmamaktadır.


4 i. Empati ve Ahlak Gelişiminin Önemi

Kohlberg’in Ahlak Gelişim Kuramı ile ayrıntılı bir şekilde ele alınmış konuyu kısa başlıklarla ele alıyorum daha kapsamlı bir şekilde okumak isteyen olursa linkten okuyabilir.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Alıntı:
A) Gelenek Öncesi Dönem:
1. Evre İtaat ve Ceza eğilimi
2. Evre Saf – Çıkarcılık

B ) Geleneksel Düzey Dönemi:
3. Evre İyi çocuk/Sosyal onay/Kişiler arası uyum
4. Evre Yasa ve Düzen Eğilimi

4. evre önemli olduğu için ara biraz açmak istiyorum;
— Temel güdü toplumsal düzeni korumaktır. Kurallar varsa herkes uymak zorundadır.
— Kanuna ve düzene uyma eğilimi baskındır.
— Kanunlar sorgulamaya gerek duyulmaksızın benimsenir.
— Toplumsal düzenin korunması ve devamı sağlanmalıdır.

“Bu dönemde doğru davranış, otoriteye ve sosyal düzene uygun olarak kişinin görevini yerine getirmesidir. Artık, akran gruplarının kurallarının yerini, toplumun kuralları ve kanunları almıştır. Kanunlar soru sorulmaksızın izlenir. Kanunlara uymayanlar asla onaylanmazlar. Birçok yetişkin, muhtemelen bu dönemde kalır.”
Gelişim Öğrenme ve Öğretim, Prof.Dr. Nuray Senemoğlu, Gazi Kitabevi, 12. baskı – 2005, s. 66

C) Gelenek Sonrası Dönem
5. Evre Sosyal Sözleşme
6. Evre Evrensel Ahlak İlkesi
6. evre önemli olduğu için ara biraz açmak istiyorum;

Bu aşama ahlak gelişiminin sonuncu aşamasıdır. Kişi, ahlak ilkelerini kendisi seçip oluşturur. Bu ilkeler, adalet, eşitlik, insan hakları gibi bazı soyut kavramlara dayalıdır. Bu ilkeleri ihlal eden kanunlara uyulmamalıdır. Çünkü “adalet yasanın üstündedir.” Bireyin haklarına saygı esastır.



4 ii. Oruç’un Empati ve Ahlak Gelişimi Üzerindeki Etkisi ve Sonuç

Ahlak gelişimi açısından en önemli unsur olan sorma ve sorgulama, kuralları yorumlama güdüsü dinlerin elinde bir baskı altında kaldığı için dinlerin ahlak geliştirme usulü ancak emir ve dayatma ile olmakta. İnsani vicdanı yeterince besleyememekte; insanları ölümden sonraki hesap gününe dair bir beklenti içerisinde yaşamaya sevk etmektedir. Bu durumda yaptıkları karşısında fiziki bir ceza ya da sevgi eksikliği gibi bir ceza almamak için suçtan sakınan çocuklar gibi suç eğilimlerinin önüne geçmektedirler. Yani kısaca insanlara kutsal kaynaklardan beslendiklerini söyleyen dinlerin ahlakı düzenleme adına dayattıkları kurallar, çocuklara şiddet ya da sevgi eksikliğiyle öğretilen (aslında öğretilemeyen) ahlak yapısına bürünmektedir. Bu sebeple oruçta ahlak gelişimi açısından yeterli bir unsur değildir. İnsanlar mantıklı sorgulamalar yaparak toplumun içinde daha önce oluşturulmuş zararlı kurallardan arınmalıdırlar. Böylece “adalet yasanın üstündedir” düsturunu anlarlar ve dinlerin vaat ettiği ancak veremediği bireyin haklarına saygıyı geliştirebilirler.



-------------------------------
giriş kısmında yazı ile ilgili bilgi verilmiştir. yazının içeriğindeki kaynaklar alıntının hemen arkasından verilmiştir, ayrıca bir kaynakça yazılmamıştır.
__________________
tövbekar iktisatçı!

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
acemi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Teşekkür Edenler
Alt 31.03.10, 18:51   #2
acemi
Bizden Biri
 
acemi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.05.06
Nerden: ankara
Yaş: 27
Mesajlar: 4.116
Konular: 484
Ruh Halim:

Ettiği Teşekkür: 1.265
594 Mesajına 1.244 Kere Teşekkür Edlidi
acemi - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Cevap: İslam ve Oruç


okuma kolaylığı sağlaması ve alıntıların yazıda ayırt edilebilmesi için yazıda düzenlemeler yaptım. şimdi daha kolay okunabilir bir durumda.
__________________
tövbekar iktisatçı!

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
acemi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 31.03.10, 21:04   #3
giyotin
Bağımlı Üye
 
giyotin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.07.06
Nerden: ankara
Yaş: 26
Mesajlar: 719
Konular: 38
Ruh Halim:

Ettiği Teşekkür: 100
51 Mesajına 116 Kere Teşekkür Edlidi
giyotin - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Cevap: İslam ve Oruç


yazın baaya uzunmuş hepsini okuyana kadar sorcam soruları unutmamak için not almak zorunda kaldım eline sağlık aklıma takılan bir soru var da...
1. orucun kalkan olarak kullanılması sonucu kötülüklerden korunup allah hatırlatıp ondan korkmamız gerekdiğini bize gösterir denmiş ve oruç süresi de senede 30 gün olarak belirtilmiş 30 sorum burdan başlıyo bu kalkan bizi 30 gün mü koruyo çünkü 30 gün sonunda kimseye ben orucum diyemeiz bu gerekemez artık yada düz mantık her sene oruç tutuyoruz orucun bizi koruma süresi 1 senemi..1 kere tutunca seneye işe yaramıyomu bu koruma ?
2. empati kazandırması konusu benim için tam bi saçmalık çünkü oruç tutanlar sahur da kalktıklarında günü geçircek kadar yiyip yattıktan sonra yemek saatinin gelmesini sofra başında 10 çeşit yemekle beklerler nerde kaldı anlamamız gereken aç insanlar ? onların ne gece karınlarını tamamen doyurup günü geçirmeye nede 10 çeşit yemek sofrasıda dk sayarak sevap kazanmaya ( sofrada beklemek sefapmış ) güçleri vardır. işin daha da komik kısmı nedense toplumda oruç tutmayı en çok benimseyenler yine o kesim dir sanırım alışık olduklarından olsa gerek bilemiyorum artık...
bu soru olmadı ama yorum olarak da iş görürü...
çocuka verilen ceza konsunda bilenen basit başka bir mantık onu sorunları çözme şeklinde dile getirile bilir.
olay sonucunda ceza gören çocuk sucu anne babasına atmakla kalmaz yakalanmadığı sürece ceza almadığını anladığı için yalana başvurur bu da bireyin dürüslükten uzak büyümesi anlamına gelir...
__________________
HER NE KADAR
SÜRC_Ü LİSAN ETTİM SE ETTİM NAPİM YANİ!!!
giyotin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01.04.10, 07:57   #4
acemi
Bizden Biri
 
acemi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.05.06
Nerden: ankara
Yaş: 27
Mesajlar: 4.116
Konular: 484
Ruh Halim:

Ettiği Teşekkür: 1.265
594 Mesajına 1.244 Kere Teşekkür Edlidi
acemi - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Cevap: İslam ve Oruç


koruma ve kalkan ilişkisi, bakara 183'ün sonunda geçen
( farklı meallerden alıntı ile; )

"umulur ki korunuzsunuz",
"ta ki korunasınız",
"Bu sayede korunmanız umulmaktadır.",
"Tâ ki sakınabilesiniz.",
"
sakınıp korunasınız diye",
"(
günahlardan) korunmanız için",
"
Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye"

sözcüklerinden yola çıkılarak şu şekilde yorumlanmış;

Alıntı:
Her kötülüğün başı, Allah'ı unutmak ve sorumluluk duygusunu kaybetmektir. Halbuki oruç, bize daima Allah'ı hatırlatır, sorumluluk duygusunu geliştirir. Bir ay boyunca devam eden bu manevî eğitim sonucu Allah korkusu kalblere iyice yerleşir,bunun olumlu tesiri ile de insan davranışlarını kontrol altına alarak her türlü kötülükten uzaklaşmış olur.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
yani aslında oruç iken şekli manada bir koruma sağlayacağına inanıldığı gibi kastedilen asıl koruma manevidir. manevi yönden korumanın en temel dayanağıda "diyanet işleri başkanlığı" nın yorumlamasına göre; oruç insanın kalbine "allah korkusunu" iyice yerleştirmektedir.
kalbine allah korkusu iyice yerleşen insan, allah'ın istemediği şeyleri yapmaktan (yani kötülükten) kaçınmaktadır. alah korkusu iyice yerleşirse koruma konusunda günün bir önemi yoktur 30 günde olur 30 bin günde olur.

ahlak gelişimi konusunda ele aldığım gibi vicdan geliştirici cezalar daha sağlıklı bir ahlak gelişimi sağlamış bireyler yetiştirecektir ve fakat allah korkusu ahlak gelişimi konusunda nasıl bir sağlıklılık sağlar bilinmez.

allah herşeyi bilir, allah herşeyi görür düşüncesi ile yakılmak, azap çektirilmek vb gibi cezaların onu beklediğini düşünen insan allah'ın istemediği şeylerden uzak duracaktır diye düşünülmekte. ayrıca bu duruma birde sevgi eklenmetedir. allahtan korkulduğu için değil allahın sevgisi kazanılmak için günahlardan uzak durulur...

bir sevgi kaynağı olarak allah söz konusu olduğunda ise, allah'ın istemediklerini (yani kuralları) yaptığımız takdirde aldığımız cezalar;

Alıntı:
4. Empati ve Vicdan Gelişiminde Cezalandırma Türünün Önemi
başlığı altında geçen; döverek cezalandırma ve sevgiyi esirgeme cezlarıyla karşılaşan insanlar, anlaşılmaktadır ki, ahlak gelişim düzeyleri belirli bir sınıra kadar olabilmektedir.
başka insanlara verdiği zarar çok fazla düşünülmemektedir ki; sokaklarda aç çocuklar - insanlar bulunmakta. şirketlerin dünyayı sömürmesine ve güçsüz bulduğu heryerde güçsüz bulduğu her insanı kullanmasına ve bir kenara atmasına izin verilmektedir. kadınlar aşağı görülmekte, erkekeğe muhtaç görülmekte ve erkek ondan üstün görülmektedir. küçük yaşlardaki kadınlar erkeklerle evlenmeye ve dolayısıyla cinsel ilişkiye girmeye zorlanmaktadır. herşeyden bir parça uzaklaşıp insanlara bakıldığında insanların aslında ne kadar ahlaksız olduğu görülmektedir.

bu ahlaksızlık için de insanlar suçludur, oysa dinlerde öyle demektedir; evet insanlar suçludur. ancak dinler farklı açıdan bakmaktalar. örneğin islam dini; "allah'ın söylediklerinden, emirlerinden uzaklaştıkları için insanlar böyle oldular" düşüncesine götürmektedir.
oysa, insanlar ibadet ediyor, oruç tutuyur pek çok şey yapıyor hatta dini eleştiren olunca öldürüyorlar, sisteme dokundurtmuyorlar bile... din hemen cevap veriyor; olsun şekli olarak ibadet ediyorlar gibi görünebilir ama insanın içinde kim bilir ne var. gönülden bağlı değil... söyler misiniz üstüne bomba bağlayıp gidip din adına bunu patlatan adam neresinden bağlıdır dine? bombayı patlatırken dinine ve toplumuna zarar verenlerle savaşmaktadır. piklikleri temizlemektedir. cihad yapmaktadır...
__________________
tövbekar iktisatçı!

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
acemi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08.04.10, 23:06   #5
acemi
Bizden Biri
 
acemi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.05.06
Nerden: ankara
Yaş: 27
Mesajlar: 4.116
Konular: 484
Ruh Halim:

Ettiği Teşekkür: 1.265
594 Mesajına 1.244 Kere Teşekkür Edlidi
acemi - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Cevap: İslam ve Oruç


bu uzuuuunnn yazıyı okuyanlar parmak kaldırsın
__________________
tövbekar iktisatçı!

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
acemi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08.04.10, 23:56   #6
giyotin
Bağımlı Üye
 
giyotin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.07.06
Nerden: ankara
Yaş: 26
Mesajlar: 719
Konular: 38
Ruh Halim:

Ettiği Teşekkür: 100
51 Mesajına 116 Kere Teşekkür Edlidi
giyotin - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Cevap: İslam ve Oruç


daha uzunlarını da yazmıştın kendine haksızlık etme...
__________________
HER NE KADAR
SÜRC_Ü LİSAN ETTİM SE ETTİM NAPİM YANİ!!!
giyotin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09.04.10, 00:56   #7
acemi
Bizden Biri
 
acemi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.05.06
Nerden: ankara
Yaş: 27
Mesajlar: 4.116
Konular: 484
Ruh Halim:

Ettiği Teşekkür: 1.265
594 Mesajına 1.244 Kere Teşekkür Edlidi
acemi - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Cevap: İslam ve Oruç


Alıntı:
giyotin´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
daha uzunlarını da yazmıştın kendine haksızlık etme...
sağol da sonrada vay efendim şunu dedirtmem bunu dedirtmem deniyor. böyle yazılar okunsa ele alınsa keşke... iki cümlede birşeyleri eleştirmeyi, banane yaa demeyi bende bilirim. insanlara gösterdiğim saygıyı göremiyorum fakat bu beni değil saygı göstermeyeni daha niteliksiz yapıyor.
__________________
tövbekar iktisatçı!

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
acemi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 29.08.10, 04:00   #8
ByÇellist
Bizden Biri
 
ByÇellist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14.07.06
Nerden: Konya Hava Savunma
Yaş: 27
Mesajlar: 2.490
Konular: 208
Ruh Halim:

Ettiği Teşekkür: 328
335 Mesajına 808 Kere Teşekkür Edlidi
ByÇellist - MSN üzeri Mesaj gönder ByÇellist - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart Cevap: İslam ve Oruç


Bu gzl yazı için teşekkürler KURBAN.O zaman ben; Allahımı sevdiğim için oruç tutuyorum.Akifin dediği gibi;"Aldanma İnsanların Samimiyetine, Menfaatleri İçin Gelirler Vecde, Vaad Etmeseydi Allah Cenneti, O'na Bile Etmezlerdi Secde..!"onlardan bizi uzak tutsun.Kalbimiz gerçek Allah sevgisiyle dolsun...
Devam edecek...
__________________
Kpss Pırafösörü
http://img218.imageshack.us/i/avatar153mq3lh1.gif/
ByÇellist isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 29.08.10, 16:34   #9
acemi
Bizden Biri
 
acemi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.05.06
Nerden: ankara
Yaş: 27
Mesajlar: 4.116
Konular: 484
Ruh Halim:

Ettiği Teşekkür: 1.265
594 Mesajına 1.244 Kere Teşekkür Edlidi
acemi - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Cevap: İslam ve Oruç


sayın byçellist allah sevgisi ve allah sevgisi adına yapılanları (ibadet, cihad vs), allahın kuran ayetlerindeki bildirileri - emir ve yasakları ayrıca koyulan kurallara uymayanlara nasıl davranılacağı, emir ve yasaklara uyanlara nasıl davranılacağı- gibi konuları kapsadığı aşikardır.

bütün bunları "stockholm sendromu" ile birlikte ele alabilir misin? aldığın eğitimin içinde ufakta olsa bu konuya değinilmiştir diye düşünüyorum.

~ "stockholm sendromu" sendromu ilgili akademik bir veriyi şuanda yayınlayamıyorum. bir süre sonra bu konu ile ilgili bir süre sonra bir başlık açıp çeşitli alıntılar yayınlayacağım. ben bu başlığı açana kadar beklemek istemeyen arkadaşlar ilgili konu üzeine bir başlık açıp şimdiden veri alışverişine-tartışmaya başlayabilirler ~

akademik olmamakla birlikte fikir vermesi adına ufak bir alıntı yapıyorum;

Alıntı:
bu sendroma adını veren olay 1973 yılında stockholm'deki başarısız bir soygun girişimi sonucu ortaya cıkmıştır. kreditbanken isimli bir bankayı soymaya kalkan soyguncular kuşatılınca bankada bulunan 4 kişiyi rehin almışlar ve altı gün boyunca direnmişlerdir. altı günü sonunda polis operasyonu sırasında rehineler kurtarılmaya aktif olarak direnmişlerdir. daha sonra ise soyguncular aleyhine tanıklık etmeyede yanaşmamışlardır hatta para toplayıp savunmalarına yardımcı olmuşlardır. bu olaydan sonra psikolojide benzer rehine-rehinci olaylarındaki yakınlaşmaları tanımlamak için kulanılan bir deyim haline gelmiştir.


bu sendromun gelişmesinin temel nedeni, hayatta kalma içgüdüsüdür. dış dünyadan tamamen soyutlanan kurban, ihtiyaçları için kendisine baskı yapan kişiye bağımlı olduğunu hisseder. baskıcının yaptığı küçük iyilikler kurbanın gözünde büyür, zamanla kurban kendisini baskıcının yerine koyup olayları onun gözünden görmeye, yaptıklarına hak vermeye başlar. kurban tarafından baskıcının şiddet eğiliminin tamamen gözardı edilmesi sonucunda, içinde bulunulan tehlike de reddedilir. kurban tek olumlu ilişkisinin baskıcı ile arasında olan olduğunu düşündüğü için bu ilişkiyi de kaybetmek istemez ve dolayısıyla kurbanın baskıcıdan ayrılması gitgide zorlaşır.

stokholm sendromu'nun görüldüğü belli başlı gruplar şunlardır:
rehineler
tarikat üyeleri ve dinsel baskı altındakiler
savaş esirleri
cinsel tacize maruz kalan çocuklar
pazarlanan* hayat kadınları
aile içi şiddet mağdurları
__________________
tövbekar iktisatçı!

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
acemi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Teşekkür Edenler
Alt 30.08.10, 05:02   #10
soadpark
Administrator
 
soadpark - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.07.05
Nerden: Ankara
Yaş: 28
Mesajlar: 8.173
Konular: 1788
Ruh Halim:

Ettiği Teşekkür: 1.021
995 Mesajına 2.868 Kere Teşekkür Edlidi
soadpark - MSN üzeri Mesaj gönder soadpark - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart Cevap: İslam ve Oruç


Kesinlikle katılıyorum.Ak parti kesinlikle bir stockholm sendromudur.Aynen aşağıda sıralananlar gibi

rehineler
tarikat üyeleri ve dinsel baskı altındakiler
savaş esirleri
cinsel tacize maruz kalan çocuklar
pazarlanan* hayat kadınları
aile içi şiddet mağdurları
__________________
PAYLAŞ----------------------TARTIŞ
DÜŞÜN------------- EĞLEN
KONUŞ
soadpark isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Seçenekler
Stil



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:49 .


Powered by vBulletin Version 3.6.4 Copyright ©2000 - 2006, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
263, 266, 267, 268, 271, 273, 274, 275, 276, 277, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 298, 222, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 371, 370, 336, 337, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240, 241, 242, 243, 295, 246, 247, 248, 249, 250, 299, 252, 292, 291, 296, 297, 301, 300, 213, 293, 289, 264, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 302, 294, 303, 288, 287, 314, 322, 308, 338, 310, 312, 313, 315, 316, 317, 318, 319, 320, 321, 330, 331, 341, 342, 343, 344, 345, 346, 347, 348, 350, 351, 352, 353, 354, 355, 356, 357, 358, 359, 360, 361, 362, 363, 364, 365, 366, 367, 368, 369, 376, 377, 263, 266, 267, 268, 271, 273, 274, 275, 276, 277, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 298, 222, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 371, 370, 336, 337, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240, 241, 242, 243, 295, 246, 247, 248, 249, 250, 299, 252, 292, 291, 296, 297, 301, 300, 213, 293, 289, 264, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 302, 294, 303, 288, 287, 314, 322, 308, 338, 310, 312, 313, 315, 316, 317, 318, 319, 320, 321, 330, 331, 341, 342, 343, 344, 345, 346, 347, 348, 350, 351, 352, 353, 354, 355, 356, 357, 358, 359, 360, 361, 362, 363, 364, 365, 366, 367, 368, 369, 376, 377, 263, 266, 267, 268, 271, 273, 274, 275, 276, 277, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 298, 222, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 371, 370, 336, 337, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240, 241, 242, 243, 295, 246, 247, 248, 249, 250, 299, 252, 292, 291, 296, 297, 301, 300, 213, 293, 289, 264, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 302, 294, 303, 288, 287, 314, 322, 308, 338, 310, 312, 313, 315, 316, 317, 318, 319, 320, 321, 330, 331, 341, 342, 343, 344, 345, 346, 347, 348, 350, 351, 352, 353, 354, 355, 356, 357, 358, 359, 360, 361, 362, 363, 364, 365, 366, 367, 368, 369, 376, 377,