=== Yalemforum ===  

Anasayfa Kimler Çevirimiçi Bugünkü Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Geri git   === Yalemforum === > KÜLTÜR-SANAT-EĞİTİM > Sanat
Google
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et

Sanat 7 Sanat hakkında genel kültür bilgilerini okuyup,gelişmeleri buradan takip edebilirsiniz

Yeni Konu aç  Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 09.10.06, 00:37   #1
davy
Aktif Üye
 
Üyelik tarihi: 01.06.06
Nerden: istanbuL
Mesajlar: 336
Ettiği Teşekkür: 1
42 Mesajına 86 Kere Teşekkür Edlidi
Standart Ömer Hayyam 1048 - 1131


Matematikçi,Astronom,Filozof,Şair
Ömer Hayyam
1048-1131

Ömer Hayyam 1044 yılında Horasan'ın Nişapur ilinde doğdu , aynı
yerde 1123 veya 1135 öldü . İranlı şair ve bilgin . Mutlu yaşamak
için akılla bağdaşmayan her türlü inançtan arınmanın gereğini konu
edinen rubaileriyle ünlüdür .
Asıl adı " Gıyaseddin Ebu'l-Feth b.İbrahim el-Hayyam " dır .
Yaşamı konusunda ayrıntılı bilgi yoksa da , başta Beyhaki olmak
üzere , değişik kaynaklar onun Belh , Buhara , Merv ve Bağdat gibi
bilimsel bakımdan birer odak durumunda olan yerlerde öğrenim gördüğünü
özellikle matematik, gökbilim, tıp, tasavvuf ve edebiyat alanlarında
geniş kapsamlı çalışmalar yaptığını belirtirler .
Ömer Hayyam , özellikle Eukleides'in Stoikhas ( "Elemanlar" )
aracılığıyla orta çağ'a ulaşan matematiği ile Çin ve Hint matematikle-
rini birlikte tanıma olanağını başarıyla kullanarak büyük bir gelişme
gösteren İslam Matematik Okulu'nun 11. yüzyıl sonlarıyla 12. yüzyıl
başlarındaki en büyük temsilcisidir . O dönemlerin hemen hemen her
matematikçisi gibi o da astronomiyle ilgilenmiştir . Gerçek Güneş
yılından sapması, bugün kullanılana oranla daha küçük olan bir takvim
hazırlamıştır. Günümüze ancak en parlak yüz yıldızın eliptik koordi-
natlarını içeren bir bölümü kalmış olan "Zic-i Melikşah" 'ı (Melikşah
Zayiçesi ) hazırlayan bilim kurulunun yöneticiliğini yapmıştır.
Ömer Hayyam'ın matematik alanında bilinen Ondört yapıtı vardır.
Bunlar özellikle aritmatik, sayı kuramı ile cebir dallarında bir çok
yeni tanımı , çözüm ve yorumu içerir. Çin ve Hint matematikçilerinin
aritmetik konusundaki çalışmalarına dayanan kayıp bir yapıtında da
doğal sayıların ikinci, üçüncü ve dördüncü dereceden köklerinin bulun-
masını sağlayan bir yöntem geliştirmistir. Bugün kullanılan binom
acılımından farksız olan bu yöntem, Batı'da ancak 19. yy'da yinelene-
bilmitir . Ömer Hayyam Şerhi ma Askala min Musadaratı Kitabu Uklidis
("Eukleides'in Kitabına Girişteki Güçlükler Üstüne") adlı yapıtında
Eukleides'in Eutoksas'tan aktardığı oran tanımını sayı kavramına
dönüştürmüş ve oranların, dolayısıyla'da rasyonel olmayan sayıların,
niceliklerin ölçümünde rasyonel sayılardan farksız biçimde kullanıl-
masını başlatarak sayı kavramında yepyeni bir çığır açmıştır.
Ömer Hayyam'ın cebir alanında en önemli yapıtı olan Risale
Fi'l-Barahinala Mecailül-Cebr ve'l-Mukabele'dir. ("Cebir ve Mukabele
Problemlerinin Tanıtılması Üstüne İnceleme") Üçüncü derece denklemle-
rin çözümünde iki koniğin arakesitlerinden yararlanmaya dayalı yöntemi
tanıtır. Bu yapıtta kökleri eski Yunan matematiğinde bulunmakla
birlikte büyük ölçüde İslam matematikçileri tarafından geliştirilen
konik kesitler yönteminin daha önce başarılmış uygulamalarının yanı
sıra, kök sayısının birden fazla olabileceği ilk kez açıklanmış, iki
kökü olan kimi denklemlere yer verilmiş ve denklemler kök sayılarına
göre sınıflandırılmıştır.
Yine bir çok İslam matematikçisi gibi Ömer Hayyam'da paralellik
kuramını Elemanlar'ın V. Aksiyomundan farklı bir temele oturtmaya çaba
göstermiştir. Daha sonra Nasireddin Tusi tarafından geliştirilecek
olan paralelliğe ilişkin buluşlaryla da Batı'da ancak 17.yy'da
başlayacak olan çalışmaları etkilemiştir.
Ömer Hayyam'ın bilimsel çalışmaları yanında, ününün yaygınlaşma-
sını sağlayan başarısı şiir alanında olmuştur. Onun yaşadığı dönemde
İran'da biri eski İran inançlarından, öteki islam düşüncesinden
kaynaklanan iki akım egemendi. İslam düşüncesi Şeriat'a, eski İran
inançları ise, ulusal geleneklere dayanıyordu . Bu alanda başlıca
kaynak Firdevsi'nin Şahname'siydi . Eski İran inançlarını, gele-
neklerini söylencelerini konu edinen bu yapıtın temeli Zerdüşt'ün
kişiliğinde biçimlenen çok tanrıcılıktır. İslam düşüncesinin beslediği
görüşlerde Farabi, İbn Sina ve Gazali gibi aydınların elinde bir
felsefe ve tasavvuf öğretisine dönüşmüştü. Ömer Hayyam önce bu
düşüncelerin görüşlerini öğrenmiş, onlardan aldığı esinleri, yeni bir
yaşama anlayışıyla rubailerinde şiirleştirerek sergilemiştir. Eski
Anadolu-Yunan felsefesinden özellikle Epikuros'un yaşama anlayışından
izler taşıyan bu şiirlerde, bilimsel çalışmalarının, gözlemlerinin
etkisi açıktır. Bu çalışmalar onu, akılla, algıyla kavranan bir
evrenin gerçekliği sorunuyla karşı karşıya getirmiştir. Bu nedenle,
şiirlerinde odak konu öte dünya değil, içinde yaşanan, duyularla
kavranan evrendir. Evrene gerçekçi bir açıdan bakar. Onun için yaşamın
ereği mutlu olmak, akılla bağdaşmayan her türlü inanç ve geleneğin
etkisinden kurtulmaktır. Mutluluk, sevgi, dostluk, barış ve insan
sorunları üzerinde durur.
İnsan düşünen, akıl ilkelerine göre yaşamını düzenlemesi gereken
bir varlıktır. Bu nedenle akla aykırı gelen, bir takım alışkanlıklar-
dan kaynaklanan, köksüz ve mutluluğu engelleyici inançlardan arnımalı,
yaşamı bir sıkıntı, kaygı ve özlem kaynağı olmaktan kurtarmalıdır.
Gerçek olan, içinde yaşanan evrendir, Şeriat'ın ileri sürdüğü
ötedünya, tanrısal evren, ölümden sonra dirilme, yargı günü hep birer
kuruntudur. İnsan aklını kullanarak, onun ışığında yürüyerek
"varlık-yokluk" kaygısından kurtulmalı, öte dünyayı değil, kendini
bilmelidir". Bu evrendeki yaşam geçicidir, insan yeryüzüne bir kere
gelir. Bu nedenle, yaşamın tadını çıkarmalı, elden geldiğince mutlu
olmanın yollarını aramalıdır.
Mutluluk, akla uygun yaşamakla, aşırı tutkuların, sınırsız kazanç
ardında koşmanın etkisinden kurtulmakla sağlanır. İnsan çıkarı için
"bir takım alçakların buyruğu altına girmemeli", yaşamı sürdürecek
nicelikte olanla yetinmelidir. Tutku, insanı aklın denetiminden
uzaklaştırır, bilinçsiz davranan bir varlık durumuna getirir, başkala-
rıyla kurulması gereken dostluk ve kardeşlik ilişkilerini ortadan
kaldırır. Oysa yaşamak bir dost çevresi oluşturmak, sevgiden kaynakla-
nan bir yöntemi benimsemektir. Sevgi kişiyi bir yandan çevresine, bir
yandanda yaşama bağlar. Bir sevgi varlığı olan insan için, Şeriat'ın
önerdiği katı görevler gereksizdir. Ömer Hayyam'a göre, insanı Tanrı
yaratmış ve onu yazgının denetimi altına vermişse, eylemlerde suç
aramanın gereği yoktur. Çünkü insan ancak özgür istenciyle yaptığı
şeylerden, akıl ilkelerine göre davranışlarından s orumlu tutulabilir.
Elinde olmayan, yalnız yazgının (kader) yapısı gereği yapılan işlerden
dolayı kişiyi sorumlu tutmak, suçlu saymak yüce Tanrı'ya yakışmaz.
Bütün evreni ve onun içinde insanın yararlandığı varlıkları Tanrı
yaratmışsa, onlarda suç aramanın gereği yoktur. Şarabın yapıldığı
üzümü yaratan Tanrı'nın, şarabı içen insanı suçlu sayması Tanrı'sal
adaletle bağdaşmaz. Güzeli yaratan Tanrı, sevilmesinide ister, bu
nedenle sevmek tanrısal istence aykırı değildir.
Ömer Hayyam için sevginin üç öğesi vardır: Yaşamı düzenli ve
mutluluk salaycı bir niteliğe kavuşturmak, bütün insanlarla uyum
içinde bulunmak, özlemleri aklın ölçülerine göre gerçekleştirmeye
çalışmak. Bu üç öğeden birinin eksikliği, kişiyi kaygıya,karamsarlığa,
güvensizliğe sürükler. Bunun sonuda bunalımdır. Oysa "yüreğini aklına
uyduran için bu yeryüzünde boş geçen gün yok demektir".
Bütün düşüncelerini rubailerinde sergileyen Ömer Hayyam'a göre
sanat bir başarı alanıdır.Şiir ise bu alanda ortaya konan bir üründür.
Şiiri bütünlüğe ulşatıran uyum, ölçü ve anlam gibi üç öğe vardır.
Bu üç öğenin birliğe ulaştığı şiir başarılıdır, etkilidir. Öte yandan,
gene bu üç öğenin sergilenmesini sağlayan, başlıca varlık dildir,
dille ortaya konan sözcüklerdir. Ömer Hayyam'a edebiyat tarihindeki
yerini kazandıran dörtlüklerde bu üç öğenin sağladığı birlik ve
bütünlük başlıca etkendir. Onun kullandığı ölçü Arap-İran şiirinde
ortak olan aruzdur. Ömer Hayyam, bu ölçünün rubai türüne uygun gelen
bölümünü seçerken, ağırlığı, anlam ve uyum bağlantısı üzerinde
yoğunlaştırmıştır. Seçilen sözcüklerle anlam arasında kurulan birlik,
şiirin gücünü çoğaltmakta, okuyucu üzerinde müzikten kaynaklanan bir
etki yaratmaktadır. Anlam ise, işlenen konuyla insan yaşamını iç içe
getirmektedir.
Ömer Hayyam için temel sorun kişinin varlığıdır. Kişi var olduğu
sürece evren ve öteki nesneler vardır, kişi ortadan kalkınca hepsi yok
olur. "Ben olmayınca bu güller, bu kızıl dudaklı güzeller, bu güzel
kokulu şaraplar yoktur, ben düşündüğüm sürece dünya vardır". İnsan
için önemli ve gerçek olan düşünmektir. Düşünülmeyen bir nesnenin
varlığıda söz konusu değildir. Varlığa düşünen insan açısından bakan,
onu düşünme eylemiyle bağlantılı kılan Ömer Hayyam, ahlak konusunu
davranışlarla özdeşleştirir, aklın ilkelerine, yaşamı mutluluğa
kavuşturacak kurallara uymayı "ahlaklı" sayar.
Ömer Hayyam, islam edebiyatında büyük etki alanı yaratmış, rubai
türünde başlıca örnek olarak benimsenmiştir. Onun yaşama anlayışı,
özellikle şeriat ilkelerine karşı çıkışı, şiire yeni bir içerik
kazandırmış, bir çok ozana ışık tutmuştur. Türk divan şiirinde, rubai
türünde şiir yazan her ozan ondan esinlenmiştir. Türk ozanları içinde,
onun yaşamla ilgili düşüncelerini benimseyen en etkili ozanlar Nefi ve
Nedim'dir.
davy isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09.10.06, 22:42   #2
yolcu19
Aktif Üye
 
yolcu19 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12.07.06
Nerden: istanbul
Mesajlar: 207
Konular: 7

Ettiği Teşekkür: 2
0 Mesajına 0 Kere Teşekkür Edlidi
yolcu19 - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Cevap : Ömer Hayyam 1048 - 1131


Soru : Zevk nedir? Niçin verilmiştir?
Cevap:
Diyorlar ki: Dünyaya bir kere gelinir. Sonun başlangıcı yoktur. Gülün, eğlenin, bir yıldırım hızıyla geçen ömrünüzü zevk ve safa ile geçirin. İman, ahiret, ibadet, helal, haram, ölüm gibi size sorumluluğunuzu hatırlatacak ve zevklerinizi kısıtlayacak kavramları düşünmeyin. Siz bir kelebek kadar hür ve kayıtsız olmalısınız. "İç bade, güzel sev, var ise aklü şuurun / Dünya var imiş, ya ki yok imiş ne umurun."
Bu bir hayat felsefesidir ve adına Hedonizm denir. Dilimizde "Hazcılık" veya "Zevkçilik" diye ifade edilebilir. Kökleri Eski Yunan'a kadar gider. İlk filozofu Epikür'dür. Felsefe tarihleri, her ne kadar Epikür'e "İlk" diyorlarsa da, bu beni tatmin etmiyor. Kanaatime göre ilki şeytan, ikincisi nefistir; Epikür, ancak üçüncü olabilir! Daha sonra bu fikirlerin bir benzerini Ömer Hayyam'da görüyoruz.
Felsefe, Nedim'in, "Gülelim, eğlenelim, kam alalım dünyadan," mısrasıyla sloganlaşır. Günümüzün maddeci toplumları; zevk kıskacının kurbanı oldular. Bu salgın hastalık, bazı şer odaklarının marifetiyle, vatanımızı hedef almış durumda. Gençlerimizin beyinleri, sözde sanatlarla yıkanıyor; şarkı sözlerine kulak verin, kafi.
Evvela, Hedonizm'in içyüzü üstünde durmak istiyorum. Bir sistemin kabul görmesi için, toplumun tamamına, yahut ekseriyetine hitap etmesi gerekir. Oysa Hazcılık, kısmi bir azınlığı içine alıp, çoğunluğu dışarıda bırakıyor. Çünkü, cemiyetin ekseriyetini çocuklar, hastalar, fakirler, ihtiyarlar ve musibete uğrayanlar teşkil ederler. Dilediği gibi eğlenmek, her arzusunu tatmin etmek, her zevki tatmak, ancak belli bir gruba vergidir. Hem genç olacak, hem sağlıklı, hem zengin ki, keyif peşinde koşabilsin. Karnını doyuramayan fakire, ızdıraplar içinde inleyen hastaya, kabir kapısında ölümü bekleyen ihtiyara "Ye, iç, eğlen, keyfine bak," demek gülünç olmaz mı? Fakir, ancak bu dünyada tadamadığı lezzetlere, ahirette kavuşacağını düşünüp, ümit ederek teselli olabilir. Hastalar, aczini anlayıp, Yaradan'ına dua etmekle huzura kavuşur.
Beli bükülmüş, fani zevklerden elini çekmek zorunda kalmış ihtiyarlar ise, ölümün yokluk olmadığını, ebedi bir aleme gitmek için vasıta olduğunu düşünmekle tarifsiz kederlerden kurtulabilir.
Şark tefekkürünün abidelerinden olan Sadi'nin de dediği gibi; "İnsanlar bir vücudun azalarıdırlar." Organların karşılıklı yardımlaşmalarıyla hayat devam eder. Toplum hayatı da, fertlerin dayanışmasına ve birbirleriyle müspet manada ilgilenmesine bağlıdır.
Akıl, kalb ve vicdan sahibi her insan, sair hemcinslerine merhamet eder, etmelidir. Çevresindeki kişilerin dertlerine, kederlerine, ızdıraplarına kayıtsız kalabilenler, insani özelliklerini kaybedenlerdir.
Ağlayan yetimlere, kıvranan açlara, inleyen hastalara ve titreyen ihtiyarlara rağmen zevkini düşünenlere, sadece keyif için yaşayanlara insan mı denir?
Hazcılar, çalışmayı da sevmezler. Kazanmak için ter dökmek istemezler. İş, zamandan ve keyiften fedakarlık etmeyi gerektirir. Şu halde zevk için harcanacak parayı nerden temin edecekler? Şüphesiz saf ve masum insanların sırtından. Bu sebeple, cemiyette zevkçilik arttıkça, vurgunculuk da çoğalıyor. Bir yanda gayri meşru kazancı meslek haline getirenler, diğer yanda çalıştığı halde yeterince kazanamayanlar. Dünya, zalim asalaklarla, mazlum vatandaşların dünyası.
Zevk, gaye olursa, aile müessesesi zayıflar. Çünkü, cemiyetin çekirdeği olan aile, ancak fedakarlıklarla ayakta durabilir. Kadını, "yasak zevklerin aracı" kabul eden zihniyet, "şefkat kahramanı anayı" tanımaz. Çocuk ise, keyif aracı olan parayı paylaşarak azaltan düşmandır; doğmadan öldürülmelidir.
Aşiretleri devlet yapanlar, kahramanlardır. Esir milletleri, efendi haline getirenler, ideal adamlarıdır. Ölüm uykusuna yatmış cemiyetleri ayaklandıran, coşturan ve yüce hedeflere koşturanlar, alp erenlerdir. Şahsi arzuları peşinde sürüklenenler kahraman olamazlar. Sefahat döşeğine rahat için yatanlar, fedakarlık edemezler. Benciller, ölüme gülümseyen, mana için yaşayıp, dava için ölenleri anlayamazlar. Bunlardan meydana gelen toplum, içinden çürümüştür.
Hayatın gayesini zevk zannedenlerin beyinleri, midelerine inmiştir. Maddi zevkten başka zevklerin de olabileceğine ihtimal vermezler. Açı doyurmanın, yetimi okşamanın, düşküne yardım etmenin hazzına yabancıdırlar. Gürültülü müzikten, kasıkları patlatan komediden, şehvet kokan edebiyattan hoşlanırlar. Ömürleri, yeni zevkleri hayal etmekle geçer. Zevkin sınırı yoktur. Tekrarlanan hazlar, tat vermez olur. O zaman yeni ve değişik zevklerin peşine düşerler. Bulamayınca, sıra aklı uyutmaya gelir. Yeni dostları afyon, eroin ve alkoldür artık. Uyuyan, uyuşan ve sızan bir cemiyet ortaya çıkar. Böyle bir toplum, dostu düşmandan ayırt edemez. Hürriyet kapısı kapanmaya, esaret kapısı açılmaya başlar. Ruhun cüzzamı olan bu korkunç hastalığa yakalananlar, manen ölüdürler. Ölülerse, mülklerini koruyamazlar. İşte bunun için materyalist dış odaklar ve onların içerdeki kuklaları, zevki ve hazzı gaye olarak gösteriyorlar!
Zevk, vasıtadır. Ferdi hayatın ve neslin devamı için yaratılmıştır. Yiyeceklerde zevk olmasaydı, yemek içmek bir azap olurdu. Yiyemez, içemez ve zaruri ihtiyacımız olan gıdaları alamazdık. Hayat devam etmezdi. Keza, evlilikte lezzet olmasaydı, aileler kuramaz, çoğalamaz, yeryüzünü şenlendiremezdik. İnsan nesli kesilirdi. Halbuki biz, iman ve ibadet için yaratıldık. Bu yüce vazifeleri yapmak için yaşamalı, neslimizi devam ettirmeliyiz. Yanlış olan, vasıtayı gaye yerine koymaktır. Zevk için yaşayanlar, eşeğini doyurup, kendisi açlıktan ölenlere benzerler.
Zevk ve lezzetin yaratılmasındaki bir hikmet de şudur: Biz bu dünyaya bir imtihan için gönderildik. Burası ücret ve mükafat yeri değildir. Her padişah gibi, şu dünya mülkünün maliki olan Allah'ın da bazı emirleri ve yasakları var. Haram zevkler de bu imtihanın bir parçası. Bizden, meşru dairede kalmamız isteniyor. Hür bir iradeyle yaratılmışız. Helal çizgisinde yaşayıp cenneti kazanmak da elimizde, haram zevklere kapılıp cehenneme gitmek de.
Aslına bakarsanız, Allah'ı tanımayan, ahireti bilmeyen ve kulluk şuuruna ermeyen kişi, dünyada da mutlu olamaz. Çünkü dünyanın lezzetleri geçicidir. Zevkin bittiği yerde elem başlar. Ölüme kadar sürer gider bu nöbet. Hazların fani olduğunu düşünmek bile, hayatı zindan etmeye yeter. Hayattan tam zevk alanlar, ancak inananlardır. Onlar bilirler ki, lezzetler geçicidir, ama nimetleri veren Allah bakidir. Tükenen nimetlerin devamını da yaratmaya muktedirdir. Bu dünyada vermese bile, ebedi saadet yeri olan ahirette verebilir. Şu halde lezzetin sonunu düşünüp kederlenmek manasızdır. Evindeki bir sepet elmanın biteceğini düşünerek üzülen fakir bir adam, öğrense ki, padişah kendisini elmasız bırakmayacak, her ne zaman elması kalmasa o yine verecek, sevinir ve lezzetini tam alır.
İnsanı hayvandan ayıran en mühim özellik, akıldır. Fakat bu müstesna kabiliyet, yerinde kullanılmazsa bela olur. Çünkü, akıl sayesinde geçmişi ve geleceği düşünmek mümkündür. İnanmayan adam, geçip giden güzel günlerini hatırlayarak hayıflanır. Gelecek zaman ise, meçhul tehlikelerle doludur. Ölümü her şeyin sonu sanan için, mazi, bir yoklar ülkesidir. İstikbal ise, kendisini yutacak bir ejderha ağzıdır. Allah'a teslimiyeti olmadığı için, her olay ruhunu titretir. Dış görünüşüne bakılırsa mutlu zannedilir, lakin iç dünyası, acılarla cehenneme dönmüştür. Oysa inanan kişi için ölüm yokluk değil, bir başlangıçtır. Nurani ahiret alemine geçiş vasıtasıdır. Gelecek ise, sonsuz merhamet sahibi olan Allah'ın emrindedir. Dünya da, içindekiler de fanidir, ama O daimidir.
Eğer insan bu dünyada ebediyen kalacak olsaydı, belki zevkine gereğinden fazla önem verebilirdi. Fakat yeryüzünde her an ölüm rüzgarları esiyor. Çevremizde ölümlü hayatın kavgasına şahit oluyoruz. Her yaratıkta ölümün yüzünü görüyoruz. Dün dalında gülümseyen çiçekler, bugün ayaklar altında. Bahar ve yazın yeşil gelinleri olan ağaçlar, kışın kefenler içinde. Masmavi göklerde uçan kuşlardan artakalan, bir avuç tüy yumağı. Elif gibi dik duran gençler, bir de bakıyoruz ki, dal gibi eğilmişler. Zevk cilasıyla parlayan gözler toprakla doluyor. Sevdiklerimiz bizi birer birer terk ediyorlar. Bütün yollar kabre çıkıyor. Şeksiz şüphesiz biliyoruz ki, bizim de sonumuz ihtiyarlık ve ölümdür. Şu halde, hakimiyet davasında hayattan hiç de geri kalmayan ölümün bizden bir isteği olmalı. İşte, insanın en önde gelen meselesi budur ve hiç kimse bu gerçeğe kayıtsız kalamayacaktır. Zevkperest, ölüm karşısında titrerken, Müslüman rahattır. Çünkü ölüm, toprağa girip çürümek değil, sevgili Peygamberine ve sair sevdiklerine kavuşmak demektir. Başkalarını dehşete düşüren Azrail, güvenilir bir emanetçidir. Ve onlar için cenaze merasimiyle, düğün alayı, aynı şeydir. Gidiş Rahman ve Rahim'e olunca, kabir gülistana döner.
Hayatın gayesi zevk değildir, diyoruz. Öyleyse niçin yaratıldık? Şimdi de bu sorunun cevabını arayalım:
"Çoklukta birlik" diye tarif edilen ahengin en mükemmelini kainatta görmekteyiz. Her yaratık, kendisine düşen vazifeyi eksiksiz olarak yerine getiriyor. Cansızlar, hayata hizmet ediyor. Hayatın en ulvisi de insana verilmiş. Hiç tereddüt etmeden diyebiliriz ki, kainat insan için çalışıyor. Bitkiler hayvanların, hayvanlar ise insanların emrinde. Her mahlukun bir gayesi olduğuna göre, insan da bir maksat için yaratılmıştır. Aksini düşünmek abes olur. Şu halde bu nasıl bir gaye olmalı? Bu sorunun cevabı, Rabbimizin kelamıdır. Bütün ilahi kitaplar aynı noktaya parmak basarak diyorlar ki: Temel vazifeniz, sizi yoktan var eden ve sayısız nimetlerle yaşatan Allah'ı tanıyıp, kulluk etmektir. Sonsuz bir gençlik, ebedi bir saadet ve tükenmez zevkler isterseniz, O'nun emirlerine itaat edip, yasaklarından sakınınız. Dünyanın zevkleri, aldatıcı seraba benzer. Fani lezzetlerin cazibesine kapılarak gerçek hedefinizi unutursanız, azaba uğrayanlardan olursunuz. İsyan ve küfür nankörlüktür.
Misafir, ev sahibinin sözüne itaat etmelidir. Kendisini yediren, içiren, istirahatını temin eden zatı dinlemeyerek, içinden geleni yapan adam nankördür. Vazifesi teşekkürken, misafirhane sahibini tanımak istemeyen misafir, kahra müstahaktır. İşte, dünya misafirhanesine gelip de nimetlere mazhar olan, fakat Allah'ı bilmeyen kulun hali bu misale benzer.
Yeri gelmişken bir konuya daha temas etmek istiyorum: Batılı psikologlar, daima nefisle ruhu birbirine karıştırmak gibi affedilmez bir hataya düşüyorlar. Pek tabii, bizdeki taklitçiler de aynı hatayı tekrar ediyorlar. Sonuç, nefsin isteklerini, sanki ruhun arzularıymış gibi kabul etmek ve psikolojik sistemleri bu yanlış kabule dayandırmak oluyor. İşte tavsiyeleri: "Hiçbir arzunuzu bastırmayın, içinize atmayın, bir an önce tatmin edin." Bu fikirler, kabul de görüyor. Günahlar, ilmi kisvelere bürünerek meşrulaşıyor. Böylece, azgın ihtiraslarına sınır koymayan "bilimsel sapıklar" ve "aydın zalimler" çoğalıyor. Zayıflar eziliyor, masumlar lekeleniyor, kuzular kurtlara peşkeş çekiliyor.
Halbuki, ruh ayrı, nefis ayrı varlıklardır. İkisi aynı kişide bulunmakla birlikte, mizaçları taban tabana zıttır. Birinin zevk aldığından, diğeri tiksinir. Nefis, kötülüklere meftundur. Lugatinde "doymak" kelimesine yer yoktur. Hep daha fazlasını ister. Şımarıktır, isyankardır, yüzsüzdür. Aldıkça daha çok kuvvetlenir. Nihayet öyle bir raddeye gelir ki, insana "Hayatın gayesi zevktir," hükmünü verdirir. Mesuliyetten kaçar. Kaideler, yasaklar ve kanunlar, onun en sevmediği kavramlardır. Dini ve ahlakı da sırf bunun için sevmez. Çünkü bunlar insana, başıboş olmadığını, hayvan gibi istediği yerde otlayamayacağını, ibadet için yaratıldığını hatırlatır. Ona, Allah'a isyanın nankörlük olduğunu söyler.
Ruhun da kendine has gıdaları vardır. O, ilimle olgunlaşır, ibadetle teneffüs eder ve tefekkürle yücelere erer. Yaratıklardaki harika sanatları görerek Rabbini düşünmek, muhatap olduğu nimetler için minnet duyarak şükretmek, en mühim gayesidir. Bu yolla, geçmişin elemlerinden ve geleceğin endişelerinden kurtulur. Teslimiyet ve tevekkülle huzura kavuşur. Organlar, yaptıkları işe göre kıymet alırlar. Sadece maddi zevkler için kullanılan kabiliyetler, değerlerini kaybederler. Ruh, bu gerçeğin farkındadır. Aklını ve diğer manevi cihazlarını midesine ve cinsi isteklerine hizmet ettirenlerin mutlu olmaları kabil midir? Efendilerin uşaklara köle olduğu yerde, saadetten bahsedilebilir mi?
Hazcılığın sonu Pesimizm, yani karamsarlık felsefesidir. Çünkü, "Devam etmeyen şeyde lezzet yoktur." Dünya nimetlerinin ve kendisinin fani olduğunu bilen insanın mesut olması mümkün müdür? Aklı uyuşturan maddelerin sefahat toplumlarında çoğalması da bu hakikati gösterir. Yine, maddi hazlara doymuş Batı cemiyetlerinde intihar olayları daha çok görülüyor ki, bu durum, mutlu olamadıklarının en açık delilidir. Mesut bir insan niçin aklını uyutsun ve niye intihar etsin!
Şuna hep inanmışımdır; eğer zevkine düşkün olanlar, cennetteki lezzetlere şüphesiz inansalar, herkesten ziyade ibadetle meşgul olurlardı. Çünkü her hazzın aslı oradadır. Dünya zevkleri ise, bir gölgeden ibarettir. Hedonistlere şunu söylemek isterdim: Zevk ve safa içinde sonsuza kadar yaşamak mı istiyorsunuz, hiç durmayınız; iman ab-ı hayatından ve ibadet şerbetinden içiniz. Yarın çok geç olabilir. Öbür güne ise hiç güvenmeyiniz.
Sözün kısası, "Hakiki zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet, yalnız imandadır ve iman hakikatları dairesinde bulunur." Bundan dolayı zevk ve saadet isteyenlere söylenecek söz şudur: "Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve feraizle zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz."


Ömer Sevinçgül




(alıntı)
__________________
çalışma doğurmayan inanç ölüdür!
yolcu19 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11.10.06, 16:40   #3
lavinya
Yalemforum Dostu
 
lavinya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12.03.06
Yaş: 24
Mesajlar: 1.456
Konular: 222
Ruh Halim:

Ettiği Teşekkür: 79
115 Mesajına 395 Kere Teşekkür Edlidi
Standart Cevap : Ömer Hayyam 1048 - 1131


Madem konu Ömer Hayyamdan açıldı bi kaç sözünü yazmak istiyorum..
Yüreğinde sıkıntı varsa esrar iç,
Ya da birkaç kadeh gül renkli şarap iç.
Onu içmem, bunu içmem der durursun:
Ahmak herif, git zıkkımın pekini iç.


nDünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şu şarabı, alsın aklımızı:
Belki böyle beğenir bizi el alem!



nBilir misin, yüceler yücesi Tanrı,
Şarap ne zaman coşturur içenleri?
Pazar, pazartesi, salı, çarşamba, perşembe,
Bir de cuma, cumartesi günleri.

Ferman sende, ama güzel yaşamak bizde:
Senden ayığız bu sarhoş halimizde.
Sen insan kanı içersin, biz üzüm kanı:
İnsaf be sultanım, kötülük hangimizde?
lavinya isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14.10.06, 00:44   #4
yolcu19
Aktif Üye
 
yolcu19 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12.07.06
Nerden: istanbul
Mesajlar: 207
Konular: 7

Ettiği Teşekkür: 2
0 Mesajına 0 Kere Teşekkür Edlidi
yolcu19 - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Cevap : Ömer Hayyam 1048 - 1131


bende çok severim hayyamı. ilk amil malufun semerkant isimli romanında okumuştum. etkileyici bir deha. bu kitabı tavsiye ederim eğer okumayan varsa. yapı kredi yayınlarından çıktı. şarkiyatçılık hakkında ilk basamağım buydu. ömer hayyamın yaşadığı o karışık dönemi oldukça geniş ele almış roman.
yukarıdaki linkte paylaştığım e kitapta ise hayyamın rubaileri var. gerçi hepsinin ona ait olduğu tartışılır.

ekli link kırık olduğu için kaldırıldı
yönetim
__________________
çalışma doğurmayan inanç ölüdür!

Konu acemi tarafından (12.02.10 Saat 06:11 ) değiştirilmiştir..
yolcu19 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14.10.06, 01:25   #5
omarhayyam
Yasaklı Üye
 
Üyelik tarihi: 26.09.06
Mesajlar: 1
Konular: 0

Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Kere Teşekkür Edlidi
Standart


Sevgili yolcu19 çok teşekkürler ince mesajın için...

Ömer Hayyam'a gelince;
Nick olarak büyük ustanın ismini kullanmak ne kadar doğrudur ne kadar yanlıştır bilemiyorum ama, Ömer Hayyam'ı çok fazla sevdiğimden kullanmaktan kendimi alamıyorum..

Çok güzel bilgiler vermişsin Ömer Hayyam hakkında, açıkcası ben de çok fazla araştırmış değilim hayatını. Dörtlüklerinin çoğunu biliyorum, ve ben de senin gibi Semerkant'ı okudum. Yalnız orda yazar bir şeye dikkat çekiyor; Hayyam'ın yanlızca 48 (tam olarak sayıyı hatırlayamıyorum ama yaklaşık böyleydi sanırım) dörtlüğü vardır. Yani insanlar onun hayat felsefesini öğrendikçe onun adına rubailer yazmışlar gibi geliyor bana. Açıkcası okuduğum rubailerin yaklaşık yarısının, onun olup olmadığı konusunda şüphe duyuyorum...

Ama bu rubai onun olsa gerek:

Var mı dünyada günah işlemeyen söyle:
Yaşanır mı hiç günah işlemeden söyle;
Bana kötü deyip kötülük edeceksen,
Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle.

Bu arada ben Alper.. Tekrar görüşmek dileğiyle.. İyi geceler...

Bu arada rubailere ulaşmak isteyen varsa burada elimde olan bütün rubailerini yayınlayabilirim eğer bir mahsuru yoksa..
omarhayyam isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14.10.06, 18:15   #6
lavinya
Yalemforum Dostu
 
lavinya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12.03.06
Yaş: 24
Mesajlar: 1.456
Konular: 222
Ruh Halim:

Ettiği Teşekkür: 79
115 Mesajına 395 Kere Teşekkür Edlidi
Standart Cevap : Ömer Hayyam 1048 - 1131


bende amin maalouf un semerkant kitabını kesinlikle tavsiye ederim içinde sizi etkileyecek pek çok şey bulabilirsiniz..
lavinya isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 15.10.06, 22:33   #7
soadpark
Administrator
 
soadpark - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.07.05
Nerden: Ankara
Yaş: 27
Mesajlar: 8.067
Konular: 1774
Ruh Halim:

Ettiği Teşekkür: 952
947 Mesajına 2.792 Kere Teşekkür Edlidi
soadpark - MSN üzeri Mesaj gönder soadpark - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart Cevap : Ömer Hayyam 1048 - 1131


Bende okudum o kitabı.Gerçekten süper bir kitap.Az kitap okurum ama semerkant ı tavsiye ederim.Dili sade kitabın da uzun uzadıya bi konusu yok.Kısa ve öz.

SOADPARK
soadpark isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05.01.10, 19:24   #8
acemi
Moderatör
 
acemi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.05.06
Nerden: ankara
Yaş: 26
Mesajlar: 3.995
Konular: 478
Ruh Halim:

Ettiği Teşekkür: 1.082
557 Mesajına 1.194 Kere Teşekkür Edlidi
acemi - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Cevap: Ömer Hayyam 1048 - 1131


ömer hayyam bi hazcı mıdır? yoksa akılcı mıdır?
__________________
tövbekar iktisatçı!

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
acemi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05.01.10, 19:38   #9
soadpark
Administrator
 
soadpark - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.07.05
Nerden: Ankara
Yaş: 27
Mesajlar: 8.067
Konular: 1774
Ruh Halim:

Ettiği Teşekkür: 952
947 Mesajına 2.792 Kere Teşekkür Edlidi
soadpark - MSN üzeri Mesaj gönder soadpark - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart Cevap: Ömer Hayyam 1048 - 1131


Alıntı:
acemi´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
ömer hayyam bi hazcı mıdır? yoksa akılcı mıdır?
Hazların akılcı bi şekilde yorumlanmasına sözcülük eden bir bilim adamı diyebiliriz.

__________________
PAYLAŞ----------------------TARTIŞ
DÜŞÜN------------- EĞLEN
KONUŞ
soadpark isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Teşekkür Edenler
Alt 05.01.10, 19:50   #10
BeneFactor
Bizden Biri
 
BeneFactor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 07.09.08
Nerden: Mersin
Yaş: 17
Mesajlar: 2.675
Konular: 719
Ruh Halim:

Ettiği Teşekkür: 1.599
749 Mesajına 1.641 Kere Teşekkür Edlidi
BeneFactor - MSN üzeri Mesaj gönder BeneFactor - YAHOO üzeri Mesaj gönder BeneFactor isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Standart Cevap: Ömer Hayyam 1048 - 1131


katılıyorum soadpark. evreni anlayabilmek için içinde bulunduğu islam kültüründen ayrılıp kendi kendine akıl yürütmüştür. bu akıl yürütmeleri insanlara aktarmak için de edebi dörtlükleri kullanmıştır.
BeneFactor isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Seçenekler
Stil



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:00 .


Powered by vBulletin Version 3.6.4 Copyright ©2000 - 2006, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
263, 266, 267, 268, 271, 273, 274, 275, 276, 277, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 298, 222, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 371, 370, 336, 337, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240, 241, 242, 243, 244, 295, 246, 247, 248, 249, 250, 299, 252, 292, 291, 296, 297, 301, 300, 213, 293, 289, 264, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 302, 294, 303, 288, 287, 314, 322, 308, 338, 310, 312, 313, 315, 316, 317, 318, 319, 320, 321, 330, 331, 341, 342, 343, 344, 345, 346, 347, 348, 350, 351, 352, 353, 354, 355, 356, 357, 358, 359, 360, 361, 362, 363, 364, 365, 366, 367, 368, 369, 263, 266, 267, 268, 271, 273, 274, 275, 276, 277, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 298, 222, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 371, 370, 336, 337, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240, 241, 242, 243, 244, 295, 246, 247, 248, 249, 250, 299, 252, 292, 291, 296, 297, 301, 300, 213, 293, 289, 264, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 302, 294, 303, 288, 287, 314, 322, 308, 338, 310, 312, 313, 315, 316, 317, 318, 319, 320, 321, 330, 331, 341, 342, 343, 344, 345, 346, 347, 348, 350, 351, 352, 353, 354, 355, 356, 357, 358, 359, 360, 361, 362, 363, 364, 365, 366, 367, 368, 369, 263, 266, 267, 268, 271, 273, 274, 275, 276, 277, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 298, 222, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 371, 370, 336, 337, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240, 241, 242, 243, 244, 295, 246, 247, 248, 249, 250, 299, 252, 292, 291, 296, 297, 301, 300, 213, 293, 289, 264, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 302, 294, 303, 288, 287, 314, 322, 308, 338, 310, 312, 313, 315, 316, 317, 318, 319, 320, 321, 330, 331, 341, 342, 343, 344, 345, 346, 347, 348, 350, 351, 352, 353, 354, 355, 356, 357, 358, 359, 360, 361, 362, 363, 364, 365, 366, 367, 368, 369,