|
Aktif Üye
Üyelik tarihi: 01.06.06
Nerden: istanbuL
Mesajlar: 336
Ettiği Teşekkür: 1
42 Mesajına 86 Kere Teşekkür Edlidi
|
Ömer Hayyam 1048 - 1131
Matematikçi,Astronom,Filozof,Şair
Ömer Hayyam
1048-1131
Ömer Hayyam 1044 yılında Horasan'ın Nişapur ilinde doğdu , aynı
yerde 1123 veya 1135 öldü . İranlı şair ve bilgin . Mutlu yaşamak
için akılla bağdaşmayan her türlü inançtan arınmanın gereğini konu
edinen rubaileriyle ünlüdür .
Asıl adı " Gıyaseddin Ebu'l-Feth b.İbrahim el-Hayyam " dır .
Yaşamı konusunda ayrıntılı bilgi yoksa da , başta Beyhaki olmak
üzere , değişik kaynaklar onun Belh , Buhara , Merv ve Bağdat gibi
bilimsel bakımdan birer odak durumunda olan yerlerde öğrenim gördüğünü
özellikle matematik, gökbilim, tıp, tasavvuf ve edebiyat alanlarında
geniş kapsamlı çalışmalar yaptığını belirtirler .
Ömer Hayyam , özellikle Eukleides'in Stoikhas ( "Elemanlar" )
aracılığıyla orta çağ'a ulaşan matematiği ile Çin ve Hint matematikle-
rini birlikte tanıma olanağını başarıyla kullanarak büyük bir gelişme
gösteren İslam Matematik Okulu'nun 11. yüzyıl sonlarıyla 12. yüzyıl
başlarındaki en büyük temsilcisidir . O dönemlerin hemen hemen her
matematikçisi gibi o da astronomiyle ilgilenmiştir . Gerçek Güneş
yılından sapması, bugün kullanılana oranla daha küçük olan bir takvim
hazırlamıştır. Günümüze ancak en parlak yüz yıldızın eliptik koordi-
natlarını içeren bir bölümü kalmış olan "Zic-i Melikşah" 'ı (Melikşah
Zayiçesi ) hazırlayan bilim kurulunun yöneticiliğini yapmıştır.
Ömer Hayyam'ın matematik alanında bilinen Ondört yapıtı vardır.
Bunlar özellikle aritmatik, sayı kuramı ile cebir dallarında bir çok
yeni tanımı , çözüm ve yorumu içerir. Çin ve Hint matematikçilerinin
aritmetik konusundaki çalışmalarına dayanan kayıp bir yapıtında da
doğal sayıların ikinci, üçüncü ve dördüncü dereceden köklerinin bulun-
masını sağlayan bir yöntem geliştirmistir. Bugün kullanılan binom
acılımından farksız olan bu yöntem, Batı'da ancak 19. yy'da yinelene-
bilmitir . Ömer Hayyam Şerhi ma Askala min Musadaratı Kitabu Uklidis
("Eukleides'in Kitabına Girişteki Güçlükler Üstüne") adlı yapıtında
Eukleides'in Eutoksas'tan aktardığı oran tanımını sayı kavramına
dönüştürmüş ve oranların, dolayısıyla'da rasyonel olmayan sayıların,
niceliklerin ölçümünde rasyonel sayılardan farksız biçimde kullanıl-
masını başlatarak sayı kavramında yepyeni bir çığır açmıştır.
Ömer Hayyam'ın cebir alanında en önemli yapıtı olan Risale
Fi'l-Barahinala Mecailül-Cebr ve'l-Mukabele'dir. ("Cebir ve Mukabele
Problemlerinin Tanıtılması Üstüne İnceleme") Üçüncü derece denklemle-
rin çözümünde iki koniğin arakesitlerinden yararlanmaya dayalı yöntemi
tanıtır. Bu yapıtta kökleri eski Yunan matematiğinde bulunmakla
birlikte büyük ölçüde İslam matematikçileri tarafından geliştirilen
konik kesitler yönteminin daha önce başarılmış uygulamalarının yanı
sıra, kök sayısının birden fazla olabileceği ilk kez açıklanmış, iki
kökü olan kimi denklemlere yer verilmiş ve denklemler kök sayılarına
göre sınıflandırılmıştır.
Yine bir çok İslam matematikçisi gibi Ömer Hayyam'da paralellik
kuramını Elemanlar'ın V. Aksiyomundan farklı bir temele oturtmaya çaba
göstermiştir. Daha sonra Nasireddin Tusi tarafından geliştirilecek
olan paralelliğe ilişkin buluşlaryla da Batı'da ancak 17.yy'da
başlayacak olan çalışmaları etkilemiştir.
Ömer Hayyam'ın bilimsel çalışmaları yanında, ününün yaygınlaşma-
sını sağlayan başarısı şiir alanında olmuştur. Onun yaşadığı dönemde
İran'da biri eski İran inançlarından, öteki islam düşüncesinden
kaynaklanan iki akım egemendi. İslam düşüncesi Şeriat'a, eski İran
inançları ise, ulusal geleneklere dayanıyordu . Bu alanda başlıca
kaynak Firdevsi'nin Şahname'siydi . Eski İran inançlarını, gele-
neklerini söylencelerini konu edinen bu yapıtın temeli Zerdüşt'ün
kişiliğinde biçimlenen çok tanrıcılıktır. İslam düşüncesinin beslediği
görüşlerde Farabi, İbn Sina ve Gazali gibi aydınların elinde bir
felsefe ve tasavvuf öğretisine dönüşmüştü. Ömer Hayyam önce bu
düşüncelerin görüşlerini öğrenmiş, onlardan aldığı esinleri, yeni bir
yaşama anlayışıyla rubailerinde şiirleştirerek sergilemiştir. Eski
Anadolu-Yunan felsefesinden özellikle Epikuros'un yaşama anlayışından
izler taşıyan bu şiirlerde, bilimsel çalışmalarının, gözlemlerinin
etkisi açıktır. Bu çalışmalar onu, akılla, algıyla kavranan bir
evrenin gerçekliği sorunuyla karşı karşıya getirmiştir. Bu nedenle,
şiirlerinde odak konu öte dünya değil, içinde yaşanan, duyularla
kavranan evrendir. Evrene gerçekçi bir açıdan bakar. Onun için yaşamın
ereği mutlu olmak, akılla bağdaşmayan her türlü inanç ve geleneğin
etkisinden kurtulmaktır. Mutluluk, sevgi, dostluk, barış ve insan
sorunları üzerinde durur.
İnsan düşünen, akıl ilkelerine göre yaşamını düzenlemesi gereken
bir varlıktır. Bu nedenle akla aykırı gelen, bir takım alışkanlıklar-
dan kaynaklanan, köksüz ve mutluluğu engelleyici inançlardan arnımalı,
yaşamı bir sıkıntı, kaygı ve özlem kaynağı olmaktan kurtarmalıdır.
Gerçek olan, içinde yaşanan evrendir, Şeriat'ın ileri sürdüğü
ötedünya, tanrısal evren, ölümden sonra dirilme, yargı günü hep birer
kuruntudur. İnsan aklını kullanarak, onun ışığında yürüyerek
"varlık-yokluk" kaygısından kurtulmalı, öte dünyayı değil, kendini
bilmelidir". Bu evrendeki yaşam geçicidir, insan yeryüzüne bir kere
gelir. Bu nedenle, yaşamın tadını çıkarmalı, elden geldiğince mutlu
olmanın yollarını aramalıdır.
Mutluluk, akla uygun yaşamakla, aşırı tutkuların, sınırsız kazanç
ardında koşmanın etkisinden kurtulmakla sağlanır. İnsan çıkarı için
"bir takım alçakların buyruğu altına girmemeli", yaşamı sürdürecek
nicelikte olanla yetinmelidir. Tutku, insanı aklın denetiminden
uzaklaştırır, bilinçsiz davranan bir varlık durumuna getirir, başkala-
rıyla kurulması gereken dostluk ve kardeşlik ilişkilerini ortadan
kaldırır. Oysa yaşamak bir dost çevresi oluşturmak, sevgiden kaynakla-
nan bir yöntemi benimsemektir. Sevgi kişiyi bir yandan çevresine, bir
yandanda yaşama bağlar. Bir sevgi varlığı olan insan için, Şeriat'ın
önerdiği katı görevler gereksizdir. Ömer Hayyam'a göre, insanı Tanrı
yaratmış ve onu yazgının denetimi altına vermişse, eylemlerde suç
aramanın gereği yoktur. Çünkü insan ancak özgür istenciyle yaptığı
şeylerden, akıl ilkelerine göre davranışlarından s orumlu tutulabilir.
Elinde olmayan, yalnız yazgının (kader) yapısı gereği yapılan işlerden
dolayı kişiyi sorumlu tutmak, suçlu saymak yüce Tanrı'ya yakışmaz.
Bütün evreni ve onun içinde insanın yararlandığı varlıkları Tanrı
yaratmışsa, onlarda suç aramanın gereği yoktur. Şarabın yapıldığı
üzümü yaratan Tanrı'nın, şarabı içen insanı suçlu sayması Tanrı'sal
adaletle bağdaşmaz. Güzeli yaratan Tanrı, sevilmesinide ister, bu
nedenle sevmek tanrısal istence aykırı değildir.
Ömer Hayyam için sevginin üç öğesi vardır: Yaşamı düzenli ve
mutluluk salaycı bir niteliğe kavuşturmak, bütün insanlarla uyum
içinde bulunmak, özlemleri aklın ölçülerine göre gerçekleştirmeye
çalışmak. Bu üç öğeden birinin eksikliği, kişiyi kaygıya,karamsarlığa,
güvensizliğe sürükler. Bunun sonuda bunalımdır. Oysa "yüreğini aklına
uyduran için bu yeryüzünde boş geçen gün yok demektir".
Bütün düşüncelerini rubailerinde sergileyen Ömer Hayyam'a göre
sanat bir başarı alanıdır.Şiir ise bu alanda ortaya konan bir üründür.
Şiiri bütünlüğe ulşatıran uyum, ölçü ve anlam gibi üç öğe vardır.
Bu üç öğenin birliğe ulaştığı şiir başarılıdır, etkilidir. Öte yandan,
gene bu üç öğenin sergilenmesini sağlayan, başlıca varlık dildir,
dille ortaya konan sözcüklerdir. Ömer Hayyam'a edebiyat tarihindeki
yerini kazandıran dörtlüklerde bu üç öğenin sağladığı birlik ve
bütünlük başlıca etkendir. Onun kullandığı ölçü Arap-İran şiirinde
ortak olan aruzdur. Ömer Hayyam, bu ölçünün rubai türüne uygun gelen
bölümünü seçerken, ağırlığı, anlam ve uyum bağlantısı üzerinde
yoğunlaştırmıştır. Seçilen sözcüklerle anlam arasında kurulan birlik,
şiirin gücünü çoğaltmakta, okuyucu üzerinde müzikten kaynaklanan bir
etki yaratmaktadır. Anlam ise, işlenen konuyla insan yaşamını iç içe
getirmektedir.
Ömer Hayyam için temel sorun kişinin varlığıdır. Kişi var olduğu
sürece evren ve öteki nesneler vardır, kişi ortadan kalkınca hepsi yok
olur. "Ben olmayınca bu güller, bu kızıl dudaklı güzeller, bu güzel
kokulu şaraplar yoktur, ben düşündüğüm sürece dünya vardır". İnsan
için önemli ve gerçek olan düşünmektir. Düşünülmeyen bir nesnenin
varlığıda söz konusu değildir. Varlığa düşünen insan açısından bakan,
onu düşünme eylemiyle bağlantılı kılan Ömer Hayyam, ahlak konusunu
davranışlarla özdeşleştirir, aklın ilkelerine, yaşamı mutluluğa
kavuşturacak kurallara uymayı "ahlaklı" sayar.
Ömer Hayyam, islam edebiyatında büyük etki alanı yaratmış, rubai
türünde başlıca örnek olarak benimsenmiştir. Onun yaşama anlayışı,
özellikle şeriat ilkelerine karşı çıkışı, şiire yeni bir içerik
kazandırmış, bir çok ozana ışık tutmuştur. Türk divan şiirinde, rubai
türünde şiir yazan her ozan ondan esinlenmiştir. Türk ozanları içinde,
onun yaşamla ilgili düşüncelerini benimseyen en etkili ozanlar Nefi ve
Nedim'dir.
|